Bak Dergisi'ni Facebook'tan da Takip Edin!
Facebook'ta Bak'ın hayranı olabilir veya Bak Dergisi grubuna katılabilirsiniz!

interviews

Ara:
Sayı Seç:
Bak | 08 Röportajları
Sizinle de röportaj yapmamızı ister misiniz? Bize ulaşın.

rastgele

rastgele
Tom Muller
Grafik Tasarımcı { www.hellomuller.com }
Tom Muller

Ülkenizden ayrılarak Londra'ya taşınmanızın nedeni neydi? Belçika ve İngiltere'yi görsel sanat çevreleri bakımından karşılaştırır mısınız?

2000 yılının yaz mevsiminde Belçika'dan ayrıldığımda, bu ülkede istediklerimi yapamayacağımı hissetmiştim. Antwerp'te bir iletişim ajansında etkileşimli tasarımcı olarak çalışıyordum ve iki yıl boyunca sadece kurumsal müşterilerle çalıştıktan sonra ufkumu genişletmek istedim.

O sıralar Amerika ve İngiltere'deki tasarım çevrelerinde neler olduğunu gördüm. İnanılmaz imkanlar olduğu anlaşılıyordu. Belçika'da böyle şeyler yapabilecek bir yer bulamayacağımı farkettim. O zamanlar bir Amerikalı tasarım şirketi olan Vir2L Stüdyoları, Londra'da bir ofis açmış ve Hollandaca konuşan bir tasarımcı aramaya başlamışlardı. Hemen başvurdum, şans da yanımda oldu ve işi aldım. Böylece eski işimi bıraktım ve Londra'ya taşındım. O zamandan beri burada, Londra'dayım ve şu anda Kleber Design'ın yaratıcı yönetmenlerinden biriyim.

İki ülkenin de çok zengin görsel sanat çevrelerine sahip olduğunu düşünüyorum. İngiltere'ye taşındığımda etkileşimli tasarım Belçika'da pek yaygın değildi. Bir yanda birkaç küçük tasarım topluluğu, diğer yanda da dev reklam ajansları vardı. Bugüne baktığımızda Belçika'daki tasarım çevresinin, uluslararası tasarım dünyasında söz sahibi olmuş büyük topluluklar çıkararak yoluna hızla devam ettiğini görüyoruz. Asıl nokta şu ki; Belçika'da tasarım belli bir egemenlik altında gelişiyor. İngiltere'de ise neredeyse herkes herkesi tanıyor ve toplum hakkında ortak bir kanıya sahip olabiliyorsunuz. Bence en büyük fark bu.

Bugüne kadar çalışmalarınızı sanatseverlerle paylaştığınız iki serginiz oldu. Gelecek serginiz için kendi galerinizi kurabileceğinizi ve bu konuda hiçbir maddi kısıtlamanın olmayacağını hayal edin. Nasıl bir ortam yaratırdınız? Sizce insanlara çalışmalarınızı göstermenin en etkileyici yolu nedir?

Doğrusu bugüne kadar kendi galerimi yaratmayı hiç düşünmemiştim. Oldukça özgürlükçü bir soru. Sanırım dev boyutlu, beyaz, nötr bir ortam yaratırdım. Akzidenz-Grotesk Bold yazı karakteriyle hazırlanmış tabelaları olurdu. Mekandan çok bu tip şeylerin tasarımı için zaman harcardım. Ve çalışmalarımı tıpkı sitemde olduğu gibi sunmayı tercih ederdim. Tümüyle gerçek, daha fazlasına gerek yok. Yalın ve dürüst bir tasarım. Ne daha fazlası, ne de daha azı...

Dgv'nin "Tres Logos"undan Taschen'in "1000 Favorite Websites"ına, Computer Arts'tan Semi Permanent'a kadar çok sayıda önemli kitap ve dergide çalışmalarınız yayımlandı. Sizce şöhret önemli midir? Kendinizi hiç ünlü bir insan olarak hayal ettiniz mi?

Biliyorsunuz, şöhret konusu çok büyütülüyor. Çalışmalarım bu tip yayınlarda yer bulduğunda gururum okşanmıyor mu, tabii ki okşanıyor. İşlerinizin tanınıyor ve beğeniliyor olması güzel. Bu noktada "şöhretli" biri mi sayılırım? Bence hayır. Grafik tasarım dünyası, büyük resmin içinde kendin olmaktır. Beni o kitaplarda gören insanlara göre ünlü gibi görünüyor olabilirim fakat gerçek şu ki, ben de diğer bütün tasarımcılar gibi bütün günümü bir bilgisayarın karşısında geçiriyorum. Bence ünlü olmak, bir bakkala girdiğinizde en yabancı insanın bile sizi tanımasıdır. Bugüne kadar böyle bir şey yaşamadığım için kendimi şöhretli saymıyorum. Tabii işlerinizin beğenilmesi çok güzel fakat benim işlerimin amacı bu değil. Yine de şunu da itiraf etmeliyim ki; çalışmaya başlamadan önce, 90'lı yılların ortalarında şu tasarım kitaplarını okurken, onlardan birinde bir çalışmamın yer almasının harika olacağını düşünüyordum.

Bundan yalnız birkaç yıl önce grafik tasarımcılar harfleri elleriyle dizerlerdi. Şimdi bilgisayarı olmayan bir grafik tasarımcıyı hayal bile edemiyoruz. Dijital teknolojinin başdöndürücü gelişim hızını göz önünde bulundurduğunuzda, grafik tasarımın ve dijital sanatların geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Bence çekirdekte grafik tasarımı hep aynı kalacak. Grafik tasarımın amacı, iletişim kurmak ve fikirlere şekil vermektir. Bu anlayış, yöntemler değişse de bu haliyle aynı kalacak. Gelişmeler ne olursa olsun, iletişim araçları ne şekilde değişirse değişsin, buna her zaman ihtiyaç olacak. Kullandığımız araçlar daha da bütünleşecek ve tabii bununla birlikte tüm platformlar da... İnternet, televizyon, radyo, hepsi bir merkezde toplanacak. Baskı her zaman baskı olarak kalacak. (Ve bence böyle olması daha iyi.)

Bir yandan son dönemdeki eğilimleri takip ederken diğer yandan da yalın ve güçlü tarzınızı ayakta tutuyorsunuz. Görsel sanat anlayışı bağlamında hangi tasarımcıları ve sanatçıları kendinize yakın buluyorsunuz?

İlham için geçmişe bakmayı seviyorum. Modernizm, Bauhaus, Massimo Vignelli, Josef Müller-Brockmann, ... Temeli olan ve daha da önemlisi, güzelliği zamanın ötesinde olan işler. Bunların dışında 60'ları, 70'leri, bilim kurgu filmlerini ve çizgiromanları seviyorum.

Sinemayla ilgileniyor musunuz? Gözde yönetmenleriniz var mı, yoksa bunları bir kenara bırakıp sadece izlediğiniz filmlerden zevk almaya mı bakıyorsunuz?

Sanırım gözde yönetmenim Stanley Kubrick. Herhalde onun "2001: Bir Uzay Yolculuğu" filmini 30 kez izlemişimdir. Mükemmelliğe olabildiğince yakın ve tasarım harika. Bence Kubrick için en ilginç olan da şu ki; çok sayıda film yapmamış olmasına karşın, her türe el atmış ve her türde mükemmel yapıtlar ortaya koymuştur. Ve filmlerinin jenerikleri, örneğin Otomatik Portakal'daki, son derece sade ve bir o kadar da güçlüdür. Ayrıca hala da çağdaş!

Yalnız bir şansınız olsaydı, dünyadan neyi yok etmek isterdiniz?

Bland-pop'u yok etmek isterdim. Benim için bir şey ifade ederken sizin için belki bambaşka bir şey ifade ediyordur. Ama hepimiz anladık :)

En çok heyecan duyduğunuz işiniz hangisi?

Her zaman son yaptığım işimdir.

Bak Dergisi'nin 8. sayısının konusu "Ben". Bize kendinizi üç sözcük veya bir cümleyle anlatır mısınız?

Ben bir grafik tasarımcıyım.

"İlham için geçmişe bakmayı seviyorum. Modernizm, Bauhaus, Massimo Vignelli, Josef Müller-Brockmann, ... Temeli olan ve daha da önemlisi, güzelliği zamanın ötesinde olan işler."

- Tom Muller / Bak 08
  • * maks. 200 karakter
  • Gönder