Bak Dergisi'ni Facebook'tan da Takip Edin!
Facebook'ta Bak'ın hayranı olabilir veya Bak Dergisi grubuna katılabilirsiniz!

interviews

Ara:
Sayı Seç:
Bak | 08 Röportajları
Sizinle de röportaj yapmamızı ister misiniz? Bize ulaşın.

rastgele

rastgele
Timothy Saccenti
Fotoğrafçı { www.timothysaccenti.com }
Timothy Saccenti

Hem reklam filmleri, hem de müzik videoları yönetiyorsunuz. Hangisini daha çok seviyorsunuz? Bir şarkıyı görselleştiriken geçtiğiniz aşamaları bizimle paylaşır mısınız?

Şu an itibariyle müzik videosu aşamasından keyif alıyorum, reklama oranla daha az insanla çalışıyorum, bu da kaliteyi yükseltiyor. Daha fazla insandan oluşan bir komitenin biraraya gelip daha iyi bir eser ortaya koyacağına dair bir inanç hakim, ama doğru olan tam tersi. Çok fazla insan yaratıcılığı azaltıyor, ve bir kişi bile fikirlere katılmazsa süreç inanılmaz ölçüde yavaşlayabiliyor ve dünyanın olanağı elinizin altından kayıp gidebiliyor. Ayrıca bu müzik videoları için yeni bir dönem, açıkçası Youtube dünyayı değiştirdi. Beş yıl önce harika bir klip çekebilirdiniz ve çoğu insanın izleme imkanı olmazdı. Şimdi, en azından biliyoruz ki biten işi dünyada internet bağlantısı olan herkes görebilir, ancak çok daha düşük kalitede. Bu çok yeni ve ilginç tartışmalara yol açtı ki burada bunlara girmek istemiyorum, video dünyasında yaşamak için ilginç bir zaman sadece, ve herkes büyük bir internet televziyonu hareketi olması için dua ediyor olmalı, çünkü bu görüntü kalitesini ve hızını önemli ölçüde etkilerdi. Bununla beraber reklam bütçeleriyle çalışmayı seviyoruz, sonuç olarak tasarım kısıtlı bütçeyle varılabilecek en iyi sonuca varmaya çalışmak değil mi?

Çalışma aşaması temel olarak karanlık bir odada oturup şarkıyı tekrar tekrar gerçekten yüksek bir seste dinlemek ve akla gelen görüntülere dikkat etmeye çalışmaktan ibaret. Böyle kolay başlıyor, renklerden, şekillerden, hareketten, zamanlamadan fikirler yaratmak, bunların hepsi bu eserde kullanılacak soyut dili oluşturmaya yardımcı oluyor. Sonra bu soyut iskelet parçanın gerçek bölümleriyle giydiriliyor, yani sözlere bakıyoruz, anlatıma, ve şarkıyı yaratan sanatçının da katkısını sağlıyoruz. Neyse ki bu sanatçıların çoğunda inanılmaz bir görsel anlayış var, bazıları sürece karakter katıyor. Bir dahaki sefere parçayı bir arada tutacak bir “oyunbozanlık” bulmaya çalışacağız, yani sürpriz unsuru ya da görsel ilgi noktaları. Tüm kaynaklarımızı – editör, görüntü yönetmeni, özel efektler ve set tasarımcısı – buna yönlendiriyoruz. Herkesin birçok fikri var ve bu fikirler paylaşılıyor. Ben bu işte yeni olsam da, bence işin sırrı takım çalışmasında, ve neyse ki şu an bende bu var. Hepimizin kişisel ilgi alanları, görsellikle ilgili takıntıları ve denemek istediğimiz şeyler var. Müzik videosu bunun için harika bir malzeme, uzun metraj film gibi değil, illa ki bir hikayeye bağlı değilsiniz, ve çok maceracı olabilirsiniz (tabi müzik izin verdiği sürece).

Hangi sıklıkta ve ne amaçla bilgisayar kullanırsınız?

Bilgisayarları stüdyodaki tüm yönetim aşamalarında, işlem ve renklendirmede kullanıyoruz. Bilgisayarlarımızı çok seviyoruz, ama genelde stüdyoda çalışmayı ve herşeyi kamerayla halletmeyi tercih ediyoruz, çünkü daha tatmin edici sonuçlar veriyor. Eski kafalı olmak ve saçma sebeplerden bilgisayar kullanmaya karşı çıkmak aptalca tabi ki. Değişik insanların değişik çalışma alışkanlıkları var ve biligsayarlar ekipmandaki çok öenmli parçalar. Ben fotoğraf sanatını dijital öncesi dönemde öğrendim, ve karanlık oda kullandım, yani analog geçmişim var. Bu beni fikir ve set tasarlarken fiziksel dünyaya göre düşünmeye itiyor ancak aynı zamanda New York’ta en önemli dijital stüdyolardan birisi olan Q Stüdyoları’yla çok fazla iş yaptım, yani her iki dünyanın da en iyisini gördüm.

Dijital fotoğrafların negatiflerle karşılaştırılamayacağını iddia edenler ve tersini düşünenler var. Dijital ve analog ayrımında tercihiniz nedir?

Dijitali sık kullanıyoruz ama bunun sebebi 1 elverişli oluşu, 2 stüdyoda çekim yapıyor olmamız ve 3 müşterinin tercih ettiği iş akışı. Birkaç yıl öncesine kadar, dijitali çok kullanmıyorduk çünkü kalitesi düşüktü ancak yeni Canon 1 DS serisinin ve Phase 1 sistemlerinin piyasaya sürümüyle herşey büyük ölçüde değişti. Dış çekimlerde hala film kullanabiliyoruz çünkü daha hızlı ve ve daha geniş, ancak stüdyoda kalite açısından 4by5 filmlere hiç girmeden, p45 Phase 1 sistmeli Hasselblad kurulumu neredeyse eşsiz. Gelecek yıllarda prodüksiyonda artık profesyonel film kameraları kullanılmayacak, birkaç özel araç ve koleksiyon parçaları dışında, yani bu tarışma anlamsız olacak, ve herşey iş akışına bağlı hale gelecek. Birçok derginin ve ajansın (dikkatinizi çekerim sanat galerileri değil) çalışmaları dijital olmaya devam edecek, tüm tasarım sistemi ve baskıya gidiş dijitale bağlı, yani sadece bu nokta bile dijitalin her aşamada daha çok tercih edeileceğinin bir kanıtı. Olay sizin sahneyi nasıl çektiğinizle ilgili değil, ama sonuca nasıl vardığınız... Bu, birkaç sene içinde, elektronik hale gelecek.


Yüksek çözünürlükteki kameraların 35mm filmlerin kalitesine eriştiğini söyleyebiliriz. Sıradan bir izleyici için farkı anlamak neredeyse imkansız. Dijital kamera hem filmden daha ucuz, hem de beraberinde çalışmayı kolaylaştırıyor. Filmin geleceğini nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce yeni teknolojik gelişmeler 19. yüzyıldan bu yana süregelen sinema geleneğini değiştirecek mi?

İlk olarak, dijital kamera çok uzun ve büyük bir prodüksiyonda çalışmadığınız takdirde filmden ucuz değil. Yüksek kalitede, değişik lenslerle kullanılabilen, adam gibi bir ortamda çalışmak isteyeceğiniz türden bir dijital kameranın günlük kirası binlerce dolardan başlıyor. Ayrıca bunu doğru kullanmak için özel ekipmana ve teknisyenlere ihtiyaç var ki, bu da daha fazla para demek. Yine de Bolex kamerayla küçük bir proje üzerinde çalışmak ve daha sonra onu tarayıp düzenlemek tabi ki daha uygun. Çok fazla sayıda “HD” ayarlı dijital kamera mevcut, ancak film kalitesinde değiller, en azından benim gözümde. Çiplerin renk yorumunda problmeleri var, kontrast kontrolü ve gölge/vurgu kurulumunda da...Yeşil ekranda çok basit, orta derecede ışık kontrastı gerektiren, kamera hareketi ve gerçek hareket barındırmayan bir film çekmediğiniz sürece, bu en akıllı seçim olmaz. Ancak son çıkan üst tabaka film kameraları harika ve birkaç yıl sonra tüm iş akışı yeniden düzenlendikten ve gövdeler daha kolay kullanılmaya başladıktan sonra kalite açısından ciddi bir devrim gerçekleşecek. Ama film endüstrisindeki standartları değiştirmeye gelince, buna cevap veremem çünkü ben bu endüstride çalışmıyorum. Ama teknik olarak evet, eminim ki her zaman olduğu gibi teknolojiyi değiştirecekler.

Kolaylıkla görülebileceği gibi, hem fotoğraflarınızda hem de video çalışmalarınızda atmosfer çok etkileyici. Kafanızda bu kurulumu nasıl tasarlıyorsunuz? Bunun sorumluluğunu kendi üzerinize almayı tercih ediyor musunuz?

Dediğim gibi, ekibimiz harika, ve ana temayı yaratmak için hepimiz biraraya gelip fikir üretiyoruz. Setleri ve tasarlamaktan ve ilk fikirlere dayalı olarak sanat yönetmenliği yapmaktan keyif alıyoruz. Seti inşa etmek ve sanat yönetmenliği projenin çok önemli parçaları, çünkü tüm eserin ruhunu bular oluşturuyor. Mal Torrance, set sanatçımız, fotoğraf endüstrisinde onlarca harika set yarattı ve genelde tüm projelerde bir şekilde beraber çalışıyoruz. Sanatçının ve izleyicinin ilgisini çekecek setler yaratmayı seviyoruz, bu da çekimleri -sonradan set eklemek yerine- değişik olasılıklara açık kılıyor..yine de sonradan yapılan rötuşlar projeye bağlı olarak güzel olabiliyor!

Eğer sınırsız bir bütçeniz olsaydı, ne tip bir proje yaratırdınız?

O parayı muhtemelen egomuzu desteklemekten daha yararlı sosyal aktivitelere harcardık..ama başlangıç olarak ayda düşük-yerçekimli dublajlı ses sistemi nasıl fikir?

Eğer tek bir şansınız olsaydı, insanlık tarihinden kimin fotoğrafını çekmek isterdiniz?

İlk klonlanan insan, Adem ve Havva’nın Havva’sı, ve yeni dünya düzeninin gelecekteki başkanı. Bekleyin biraz, hepsi aynı insan değil mi?

Bir görsel sanatçı olarak ölümsüzlüğe ulaşmak gibi bir amacınız var mı? Sizce şöhret önemli mi?

Şanslıyım ki harika arkadaşlarım ve harika bir ailem var, yani şöhret hiçbir zaman ciddi bir motivasyon değil. Ölümsüzlüğe gelince, sadece ilgi ve merak uyandıracak ilginç projelere devam etmek istiyorum. Şöhreti veya ölümsüz olmayı düşünmek şu an dikkatimden çok şey götürür, ve şu an sahip olduğumuz tek şey, öyle değil mi?

Sinemayla ilgili misiniz? Hollywood filmleri hakkında ne düşünüyorsunuz; ve bu filmleri Avrupa veya Uzak Doğu sinemasıyla nasıl karşılaştırıyorsunuz?

Hollywood filmlerine saldırmak çok kolay. O zaman hadi yapalım. Hepsi korkunç. Şaka yapıyorum. Dünyanın California dışındaki yerlerinde yapılan filmler inanılmaz olacakmış gibi genel bir fikir var, ama biliyor musunuz berbat filmler dünyanın her yerinde yapılıyor. Hollywood ise çok dikkat çekiyor çünkü tanıtım departmanı filmi pazarlamak için inanılmaz paralar harcıyor. Kişisel olarak ben film neredenmiş, popüler miymiş fazla umursamıyorum. Eğer seyrettiğimde keyif alıyorsam ve filmden bana hitap eden bir sonuç çıkarıyorsam, o zaman o film benim için iyi filmdir. Bir şeyin aleyhine ya da lehine sadakat yemini eder gibi konuşmak oldukça tehlikeli, en iyisi açık fikirli olmak ve kendin için düşünmek. Neyse ki benim avant sinemaya meraklı arkadaşlarım var – Jodorowski ve benzerleri – ama Top Gun’daki dehayı görebilen arkadaşlarım da var. Bizdeki netflix sistemi bayağı şizofren, ki bu harika, çünkü değişik tatları karıştırmak insanı ayakta tutuyor. So zamanlarda ben belgeseller ve 70lerin meçhul bilim-kurgularına eğilimliyim... Ama bunda çalıştığımız projelerin de etkisi var tabi. Bu sanat camiasına ait olmanın en güzel yanlarından birisi, çok sayıda sanat/film/müzik tipine maruz kalıyorsunuz ve bunları kendi fikirleriniz doğrultusunda yeniden yorumlayabiliyorsunuz..ve sonra da dünyaya geri yolluyorsunuz.

Ünlü Prusyalı fotoğrafçı Alfred Eisenstaedt demiş ki: “Asistanlarla çalışmayı sevmiyorum. Ben tek başıma bile çok fazlayım; kameram tek başına yeterli olacaktır.” Bu ifade hakkında ne düşünüyorsunuz? Takım çalışmasını seviyor musunuz, yoksa Eisenstaedt gibi yalnız çalışmayı mı tercih ediyorsunuz?

Eisenstaedt’a saygılar, kendisi tarihteki en önemli fotoğrafçılardan birisi. Onun zamanından beri endüstride herşey inanılmaz değişti. Bütçe ve yapımlar artık büyük girişimler, Çok daha fazla para harcanıyor..Artık samimi, basit bir portre yaratmaktan çok, bir film yapmaya benziyor bu iş. En azından bazı projelerde. Bence şu an bir reklam filmi çekiyor olsaydı, asistanları olduğu için mutlu olurdu çünkü birisi yanlış filmi koydu diye 100.000.000 dolarlık yapımın mahvolmadığından emin olmak isterdi, artık sahnede çok fazla para dönüyor. Diğer cevaplarımdan da anlaşılabileceği gibi, bizim projelerimizde takım çalışması çok önemli. Ama portreler için, katılıyorum, modelimle tek başıma çalışmak, basit bir ışık kurmak, yakınlığı sağlamak ve değişik açılar yakalamak beni daha mutlu ediyor. Etrafta fazla insan olması modelin ya da benim dikkatimi dağıtabilir. Neyse ki, böyle birçok projem var, ve yoğun reklam çekimlerinden sonra hep böyle projelerde çalışıyorum.

Bu sayımızın konusu “Ben”. Kendinizi yalnızca üç kelimeyle veya bir cümleyle nasıl tanımlarsınız?


Bir arkadaşım geçenlerde bana “küstah maymun türü” dedi ama sanırım ben tek bir kelime kullanacağım. Şanslı.

"İlk klonlanan insan(ın fotoğrafını çekmek isterdim), Adem ve Havva'nın Havva'sı, ve yeni dünya düzeninin gelecekteki başkanı. Durun biraz, hepsi aynı insan değil mi?"

- Timothy Saccenti / Bak 08
  • * maks. 200 karakter
  • Gönder