Imperial College London'da fizik eğitimi aldınız. Görsel sanatlar yerine fiziği tercih etmiş olmanızın nedeni neydi? Yeteneğinizi ve bu işi yapmak istediğinizi okula girdikten sonra mı keşfettiniz, yoksa fiziğe özel bir ilginiz mi vardı?
Çocukluk yıllarım boyunca bilime büyük ilgi duydum. Mantık ve matematik konularını öğrenme eğilimim vardı. Arada sırada bir şeyler karalıyor ve okulda da resim yapıyor olsam da kendimi çok zorlamadım, aslında pek başarılı da değildim. Fizikte ve matematikte çok daha iyiydim ve kariyerimi bu konular üzerine yapmalıydım. Biraz tuhaf ama bu bölümde okumaya karar verme şeklim çok basitti. Çünkü yıldızlara bakmayı seviyordum. Karar verirken bazen böyle pek de mantıklı olmayan şeyler yaparım.
Üniversitedeyken kendimi Photoshop'un bir kopyasıyla oyalanırken buldum. İlk kullandığım anda beni etkisine aldı. Bu tesadüfi karşılaşma olmasaydı şu anda ne yapıyor olurdum bilmiyorum. Büyük olasılıkla pek de yaratıcı olmayan bir şeye devam edecektim.
Yine de fiziğe olan ilgimde herhangi bir azalma yok. Fırsat buldukça yazılar okuyor ve gelişmelerden haberdar olmaya çalışıyorum. Evrenin nasıl temel ilkeler üzerinde var olduğunu bilmek büyüleyici. Fizik konulu makaleleri her okuyuşumda o inanılmaz karmaşıklığa, dünyamızın büyüklüğüne ve görkemine bir kez daha hayran kalıyorum. Ve biraz da ürküyorum, çünkü bunun hayal ürünü değil bütünüyle gerçek olduğunu biliyorum. Bir gün fiziğe tümüyle geri dönebilmeyi isterdim fakat yüksek fiziği anlayabilmek için çok güçlü matematik altyapısına ihtiyaç var. Bu da pek hobi gibi yapılabilecek bir şey değil.
Çalışmalarınız gerçekten çok keyifli ve heyecan verici. Kusursuz çizgiler, kıvrımlar, tipografinin güçlü kullanımı ve canlı renkler bize yazın coşkusunu hissettirirken, "Where The Wild Things Are", "Stranger" ve "Peculiar" gibi eserlerde korkuyu ve tuhaflığı gözlemliyoruz. Sizin için hangisi daha önemli; izleyiciye bir duyguyu vermek mi yoksa görsel olarak 'güzel' bir iş ortaya koymak mı?
Her zaman ikisini de yapmak için çalışıyor olsam da bu gerçekten zor bir soru. Farklı duygular yaratmak için grafik öğeleri kullanmayı çok seviyorum. Parlak, ıslak, hafif kıvrılmış veya tümüyle korkunç. Tabii hangisini seçersem seçeyim, görsel yönden etkileyici olmak zorunda. Bu nedenle sanırım benim için "güzel"i yaratmak en önemlisi. Bir tasarımın üzerinde çalışırken onun bir duyguyu hissettirebildiğini ancak yeterince iyi görünmediğini gözlemlersem işe yaramadığını düşünürüm.
Şu sıralar sıklıkla parlak ve renkli işler yapıyor olmamın sebebi biraz da piyasa işleri... Doğrusu artık geri dönüp daha tuhaf şeyler yapmak istiyorum. Eski çalışmalarımdan "Peculiar" hala gözdelerim arasında...
Görülüyor ki yeni eğilimleri ve gelişmeleri büyük dikkatle takip ediyor, tarzınıza ve çalışmalarınıza yansıtıyorsunuz. Şu anda 25 yaşındasınız. Belki de hayatta en üretken olunan dönem... Yaşlanmaktan korkuyor musunuz?
Biraz aptalca ama, bazı nedenlerle evet, korkuyorum. 25 tasarım dünyasında pek genç bir yaş değil, özellikle de kendimden 5 yaş küçüklerle çevriliyken ve onlar şimdiden harika işler yapabiliyorlarken... Biraz geç başladım, sadece 4 yıldır bu işin içindeyim ve 2 yılda çok büyük şeyler yaşadım. Hızımı ve enerjimi koruyup kendimi geliştirmeye ve yeni şeyler öğrenmeye devam etmek zorundayım. Yaşlanma fikrini sevmiyorum. Bence en iyi fikirleri gençken üretiyoruz ve bu fikirlerin yavaş yavaş azalıp yok olması korkunç bir şey.
Web tasarımı ve illüstrasyon ne kadar ilham gerektiriyorsa programlama da o kadar sabır gerektiriyor. Her ikisin de başarılı olmak bir hayli güç fakat siz bunu başarıyorsunuz. Sırrınız nedir?
Aslında uzun süredir programlama yapmıyorum ve hiçbir zaman da bu işte çok iyi olduğumu düşünmedim. Fakat geçmiş yıllarda matematik ve fizikle içiçe olduğum ve aklımı teknik konulara yatkın kıldığım için programlama benim için çekici bir konu. Hatta bazı yönlerden bana tasarımdan daha bile uygun olduğunu söyleyebilirim. Doğrusu ilham gerektirmediği fikrine katılmıyorum. Tasarımda rehberleri takip ederek önemli bir yol katedebilirsiniz fakat iyi olmak için ilham almalısınız. Yoğun bir şekilde program yazmak bana fiziği anımsattı. Problem çözmeye çalışırsınız ve doğru cevap karşınıza çıktığında bir "Evreka!" anı vardır. Hiç şüphesiz bu ilhamdır.
Şu sıralar tasarım çalışmalarına ağırlık vermiş olsam da yakın gelecekte programlama yapmaya da yeniden başlamak istiyorum. Web tasarımı yapan biri olarak Apache'yi ustalıkla kullanabilmek ve temasımı tamamen kaybetmemek için Javascript ve Perl ile uğraşmak durumundayım. Bir gün deneyip hayata geçirmek istediğim bazı fikirlerim var ve bu süreç beni C gibi ağır dillere geri döndürecek gibi görünüyor. Sadece düşünmek bile başımı ağrıtıyor...
Her zaman programı tasarımda kullanma şansınız var. Flash'taki ActionScript gibi. Ama benim, senaryo (script) kullanarak görüntü yaratmak gibi daha soyut düşüncelerim var. Bu zaten yapıldı fakat bence büyük potansiyeli olan bir alan.
Müzikle ilgilendiğinizi biliyoruz. Müzik, çalışırkenki ruh halinizi nasıl şekillendiriyor? Bugünlerde hangi sanatçıları ve grupları dinliyorsunuz?
Çalışırken hiç durmadan müzik dinliyorum. Fakat genellikle benim için 'fon müziği' özelliği taşıyor. İşlerimin gidişatını engellediği nadir olsa da bir bilinçaltı etkilenmesinin de söz konusu olduğunu tahmin ediyorum. Canlı müzikten çok hoşlanıyorum ve iyi grupları elimden geldiğince yakalamaya çalışıyorum.
Her müzik tutkunu gibi ben de daima sevdiğim şarkıcı ve grupların listesini çıkarabilirim. Bu listeye sürekli yeni isimler de ekliyorum. Ama genel bir fikir vermek için şunu söyleyebilirim ki; gitar altyapılı şeylerden hoşlanıyorum. Çoğunlukla çağdaş müzik yapan toplulukları tercih ediyorum fakat bazı büyük gözdelerim arasında Pink Floyd gibi, Led Zeppelin gibi klasik isimler de var. Bir numaram ve yaratıcı işlerimi doğrudan etkileyen tek grup ise Radiohead. Tasarım yaparken daha çok hareketli müzik dinlemeyi seviyorum. Elektronik tarzlar doğası gereği içerdiği süreklilik duygusuyla daha rahat dinlenebilir ve eğlenceli oluyor.
Sinemaya gidiyor musunuz? Hollywood'a alternatif teşkil eden Uzak Doğu veya Avrupa Sineması gibi tarzlarla ilgileniyor musunuz?
Filmleri severim fakat bir sinema tutkunu olmaktan epey uzağım. Sinemaya, gitmem gerekenden çok daha seyrek gidiyorum. Galiba bunun nedeni, karanlıkta saatlerce oturup bir ekrana bakıyor olma durumu. (Her gece çalışırken yaptığım farklı bir şeymiş gibi!..) Film tarzları konusuna gelince, itiraf etmek gerekirse izlediğim filmlerin tamamına yakını batı kökenli. (Kovboy filmlerinden söz etmiyorum.) Az sayıda oryantal film izledim ve çok beğendim. Büyük bir Miyazaki hayranıyım. Fakat bunlar, batı filmlerine göre çok daha seyrek geldikleri için çok daha nadir izleme şansı bulabiliyorum.
Ayrıca film izlerken bile grafik yönüne kayıyorum. Özel efektlere büyük ilgi duyuyorum. (Önceleri ILM gibi bir yerde çalışmayı hayal ederdim.) Bu tür efektleri barındıran filmleri çok daha dikkatli bir şekilde izlerim. Hikayesinden çok, görselliğine önem vererek... Son zamanlarda en etkileyici bulduğum filmleri şöyle bir düşündüğümde, çoğunlukla doğu filmleri olduğunu farkettim. Özellikle "Hero" ("Kahraman"), görsel olarak bir harikaydı. Görsel efektlerinden çok kamera hareketleriyle...
Büyük sanatçılar hep büyük sözler sarfetmişlerdir. Salvador Dali şöyle diyor; "Ben uyuşturucu kullanmam. Ben uyuşturucuyum." Escher ise soruyor; "Zeminin aslında tavan olmadığından gerçekten emin misiniz?" Gelecekte milyonlarca insanın sizi tanıyacağını ve 21. yüzyılın en büyük sanatçıları arasında göstereceğini bilseydiniz, geride bırakacağınız tek cümle ne olurdu?
Aslında gerçekten söz söyleyecek biri değilim. Ama belki kendime çılgın bir şey bulmalıyım. Kimbilir, belki beni bir çizgi film karakterine dönüştürürler. Sanırım benim dünyaya bırakacağım söz şunun gibi bir şey olurdu; "Beni dinlemeyin. Ben ölüyüm ve o kadar da akıllı olamam."
Çok büyük miktarda paranız olsa ve hiç bitmese, nasıl bir projeyi hayata geçirirdiniz? Nerede, kiminle ve niçin?
Tamamen sınırsız olsaydı çok büyük miktarları şu an var olmayan teknolojilerin geliştirilmesi için harcardım. Benim düşünceme göre dijital tasarım, bir gün ışıktan meydana gelen üç boyutlu dijital heykellerle, hologramlarla birleşecek. Bu alanda birçok çalışma yapıldığını biliyorum fakat sonuç vermesi çok da uzun sürmemeli. Mümkün olduğunda; sade ışıktan, dev boyutlu, içinden yürüyerek geçebildiğimiz ve oynayabildiğimiz harika yapılar yaratılacağını hayal ediyorum. Onları etkileşimli yapabilir ve insanların yapıların içindeki hareketlerine göre şekillendirebilirler. Dijital tasarımın ve canlandırmanın en eğlenceli öğelerini alıp onları hayata, insanların fiziksel çevrelerine taşımak ve daha önce hiç görülmemiş olanı var etmek... Ve bu benim her şeyim, görsellik...
Bak Dergisi'nin bu sayısında konumuz "Ben". Bu sözcük size neyi ifade ediyor? Kendinizi üç kelime veya bir cümleyle nasıl tanımlarsınız?
Hala oraya gidiyor.
"25 tasarım dünyasında pek genç bir yaş değil, özellikle de kendimden 5 yaş küçüklerle çevriliyken ve onlar şimdiden harika işler yapabiliyorlarken..."
- Nik Ainley / Bak 08