Aynı anda birçok işle uğraşıyorsun. Hem müzisyen olarak hem akademisyen olarak tanıyoruz seni. Kısaca yaptığın işlerden bahsetmen mümkün mü?
Dediğin doğru, ancak kendimden müzisyen olarak bahsetmenin bana daha doğru geldiğine inanıyorum. Akademisyenliğim aslında müzisyen kimliğim ile gelişti denebilir. 98'den bu yana Replikas’da bas gitar çalıyorum. Bir yandan albüm kayıtları, film müzikleri ve konserler derken epey zamanımı müzik yaparak geçiriyorum. Ancak ilk başladığımız gibi değil artık, Çok iyi çalışan bir menajerimiz var. Bizim üzerimizdeki müzik yapmak dışındaki birçok işi o yükleniyor. Müzik yapmak dışında ise Sabancı Üniversitesi Görsel Sanatlar ve İletişim Tasarımı programında tam zamanlı öğretim görevlisi olarak dersler veriyorum.
Sabancı Üniversitesi Görsel Sanatlar ve İletişim Tasarımı’nda akademisyenlik ne zaman ve nasıl gerçekleşti?
Ben aslında lisans olarak matematik okudum. Ancak üniversitede okurken müzik ile uğraşmak benim için hobi olmaktan öteye geçmişti zaten. Mezun olduktan sonra Sabancı Üniversitesi’nden Selim Birsel aracılığıyla bir teklif geldi. Yarı zamanlı olarak 'Ses ve İmge' isimli bir dersi vermeye başladım. Bir süre sonra görsel tasarımdaki ilgim etkileşimli tasarımla birleşince bu alanda da dersler vermeye başladım ve tam zamanlı olarak işe alındım.
Etkileşimli tasarım konusuna değinmişken bu konuyu biraz açabilir misin? Derslerinde nelerden bahsediyorsun?
Etkileşim denen olguyu bir fare tıkından öteye götürmeye gayret ediyorum. Piyasada yoğun olarak Flash tasarımı üzerine işler yapıyorum. Ancak üniversitede bir yandan web medya ile uğraşırken bir yandan da Max/MSP gibi başka platformlar kullanarak fiziki ortam etkileşimleri üzerine de işler yapıyoruz. Örneğin kamera algılaması ile renk kodları üzerinden hareket takip eden bir sistem geliştirdik. Klavye, joystick gibi herhangi bir bilgisayar uzantısı kullanmadan günlük bir objeyi kullanarak oynanabilen oyunlar yazıyorum. Kamera karşısında dizinize takacağınız basit bir dizlikle oynayabileceğiniz top sektirme oyunu gibi şeyler. Bunlar dışında ısı sensoru, uzaklık algılama sensoru gibi çeşitli sensorlar kullanarak bilgisayar ile fiziki ortamı bütünleştiren çeşitli sanatsal işler de üretiyorum. Ve bütün bunları derslerde öğrencilerle paylaşıyoruz ve beraber işler üretiyoruz.
New Media zaten adından da anlaşıldığı gibi çok yeni bir alan. Kendini bu alanda bir akademisyen olarak yalnız hissediyor musun?
Akademisyenlik elbette ciddi bir deneyim istiyor. Ancak bu alanda deneyim sahibi olmak dediğimiz şey neredeyse birkaç yıl sınırına dayandı. Günbegün yeni yazılımlar ve teknolojiler piyasaya sürülüyor ve her yıl derste anlattığınız şeyler bir anda şekil değiştiriyorlar. Bu alanda öğrenmek hiç bitmeyen bir uğraşa dönüşüyor. Ama uygulama geliştirmekten öte bu alanda ciddi bir açık olarak hissettiğim teorisyen eksiği var. Bu işlerin teorisi artık kitaplara dökülmeye başlandı. Ancak ciddi anlamda teori ile uğraşanların, aslında bu tersi içinde söylenebilir, uygulama meselesinde ciddi açıkları olduğunu hissediyorum. Durum böyle olunca da söylenen sözler ve yapılan işler hep bir boşlukta sallanıyorlar. Bu yüzden bir yandan programın sağını solunu kurcalarken bir yandan da ne kitap çıkmış, kim ne üzerine uğraşıyor araştırması ciddi bir zaman alıyor. Bu iki meseleyi de çok iyi yaptığımı iddia edecek değilim ancak çevremde bunun farkında bile olan o kadar az insan var ki.
Ürettiğin işlerde tasarım süreci nasıl gelişiyor? Nasıl bir yöntem izliyorsun?
Açıkçası her yeni iş benim için bembeyaz bir sayfa oluyor. Çoğunlukla bildiğim ve öğrendiğim şeylerden sıyrılmaya ve özel bir iş çıkarmaya gayret ediyorum. Piyasada internetten bulduğu şablonu kullanıp flash web sitesi olarak satan çok insan var. Her zaman tüm tasarımın bana ait olacağı işler yapmaya çalışıyorum. Bunun için ise gerçekten beyaz tahtamın karşısına geçip kalemimle çizimler yapıyorum ve fikirler geliştiriyorum. Bir başkasının işini değiştirerek çalışmak becerebildiğim bir şey değil. Beyaz tahtada aslında iş bitmiş oluyor, en azından kendime o işi daha önce görmüşüm gibi anlatabileceğim bir takım somut kavramlar oluşuyor. Sonrası bilgisayar karşısına geçip uygulama sürecine dönüşüyor. Bu aşamada ise işi üretmekte kullandığım platform da bana bir takım fikirler verebiliyor elbette.
Yüksek lisansını Londra’da Sonic Arts üzerine almışsın. Biraz Sonic Arts’dan bahsedebilir misin? Bir de Londra’da New Media nasıl ilerliyor?
Aslında bu iki soru birbirini yanıtlayacak herhalde. Öncelikle Sonic Arts’dan başlayalım. Benim okuduğum okul aslında Electronic Arts başlığı altına toplanan New Media uğraşlarında eğitim veriyor. Sonic Arts ise ana malzemesinin ses malzemesi olduğu bir sanat kolu. Bir heykeltıraşın taş ile ya da metal malzeme ile yaptığı şekillendirmeyi ses ile yapıyorsunuz. Elbette bilgisayar teknolojisinin bu konuda getirdiği imkânlar sayısız. Gerekirse anlatımında kullanmak istediğin sesi kendin sentezliyor ve üretiyorsun belki de oturup bir bilgisayar programı yazıyorsun. Benim bulunduğum sene Londra’da yoğun bir şekilde Sonic Arts’a ilgi vardı. Tate Modern’da Bruce Nauman’ın çok büyük bir ses enstelasyonu oldu. Tate Modern’da aslında sesle ilgili birçok sergi oluyordu. Bir de ICA (Institute of Contemporary Arts) New Media alanında çok iyi etkinlikler düzenliyordu. İsviçre’den gelen Interaktif Institute sergisi cok güzeldi hatırladıklarımdan.
Takip ettiğin, sevdiğin sanatçılar ve tasarımcılar var mı?
Web medyada takip ettiğim isimler Joshua Davis (www.joshuadavis.com), Jared Tarbell (www.levitated.net), Yugo Nakamura (www.yugop.com), Ferry Halim (www.ferryhalim.com). Ses meselesinde ise Curtis Roads ve Trevor Wishart’ın tüm kitaplarını defalarca okumaya çalışıyorum. Sonic Arts ile uğraşanlar arasında ise işlerini beğendiğim belli başlı isimler olarak Kit Clayton, Merzbow, Janek Schaffer sayılabilir.
www.hotscripts.com web sitesinden ücretsiz olarak dağıttığın bir flash fotoğraf albümü uygulaması var. Biraz ondan bahseder misin? Neden ücretsiz dağıtıyorsun? 30 bin üzerinde insan indirmiş şu ana kadar?
Açıkçası o uygulamayı Replikas’a web sitesi yaparken geliştirdim. Kendi ihtiyacımdan oldu yani. Baktım fena olmadı, neden bunu başkalarına sunmayayım derken sürekli ziyaret ettiğim bir site olan hotscripts isimli kaynak kod sitesine başvurdum. Uygulamamı beğendiler ve dağıtmaya başladılar. Lisans olarak ise ücretsiz olmasına karar verdim. Çünkü birçok programa küçükte olsa para veriyorsunuz ve sonucu bir türlü istediğiniz gibi olmuyor. Ben de kendi geliştirdiğim uygulamanın pek de iddialı olmadığına inanıyordum. Oysa daha 6 ay olmadı dediğin gibi 30 bin üzerinde insan indirdi. Her gün çok değişik yerlerden emailler alıyorum. Birçok insan benim fotoğraf albümümü kullanarak internet siteleri yapmaya başladı. Bu durum benim daha çok hoşuma gidiyor. Bu sayede yurt dışına birkaç iş de yaptım. Bence önemli olan bilgiyi paylaşabilmek, bu açıdan xmlphotoalbum benim için akademik bir çaba oldu.
Bundan sonraki planların neler?
Açıkçası şu ara üzerinde çalıştığım bir kaç iş var. Daha çok kişi ile beraber üretebileceğim grup çalışmaları yapmak istiyorum. Bunu gerçekleştirmek ve uyumu sağlamak pek kolay değil elbette.
"Çoğunlukla bildiğim ve öğrendiğim şeylerden sıyrılmaya ve özel bir iş çıkarmaya gayret ediyorum. Piyasada internetten bulduğu şablonu kullanıp flash web sitesi olarak satan çok insan var. Ben ise her zaman tüm tasarımın bana ait olacağı işler yapmaya çalışıyorum."
- Selçuk Artut / Bak 02