Ve Bak 16 Yayında!
Bak Dergisi, uzun bir aranın ardından bugüne kadarki en büyük sayısı ile yayında! Hemen indirin!

interviews

Ara:
Sayı Seç:
Bak | 16 Röportajları
Sizinle de röportaj yapmamızı ister misiniz? Bize ulaşın.

rastgele

rastgele
Till Nowak
3D Sanatçısı { www.framebox.de }
Till Nowak

- Uzun süre Mainz kentinde yaşadıktan sonra Hamburg'a, Almanya'nın en büyük ikinci şehrine taşındınız. Burada mutlu musunuz?

Evet. Hamburg çok güzel bir şehir ve kültürel etkinlikler adeta sınırsız. Klişe bir yanıt gibi görünse de, kuzeydeki insanların özellikle daha arkadaş canlısı ve açık yürekli olduğunu hissediyorum. Burada loft tipi bir ofisi, yine tasarımcı olan iki iyi arkadaşımla paylaşıyorum. Şehrin orta yerinde, alışılmışın dışında bir mimari yapı içinde yaşıyor ve çok eğleniyoruz. Burası benim için kusursuz bir çalışma alanı.

- Canlandırmalı kısa filminiz 'Delivery' ile; Amerika'dan Fransa'ya, Meksika'dan Belçika'ya kadar çok sayıda ülkede 30'un üzerinde uluslararası ödül kazandınız. Bize bu projenin arkasındaki hikayeyi anlatır mısınız?

Delivery'yi 2005 yılında mezuniyet projem için yaratmıştım. Yapımında çoğunlukla ben vardım ve yaratıcı hayatım üzerinde bu kadar etkisi olacağını hiç düşünmemiştim. Bittikten sonra birkaç küçük film festivaline gönderdim ve 'bu kadarı yeter' dedim. Ancak film üçünden de ödülle dönünce daha büyük düşünmeye başladım ve daha çok festivale katıldım. Bu film bana bütün dünyayı dolaştırdı ve birçok yeni kapı açmış oldu. Yaratıcı dünya hakkındaki bütün fikirlerim değişti ve hedefimin şirketler için basılı reklam malzemeleri üretmek değil, sinema ve sanat olduğu kanısına vardım.

Delivery'nin arkasındaki hikaye oldukça basitti... Birkaç temel fikirden, duygudan ve aklımda olan imajlardan yola çıkarak 'bir şey' yaratmak... Hepsi bu.

- Delivery'nin yayınlanmasının üzerinden 5 yıl geçti. Kariyerinizin bir sonraki kilometre taşı ne olacak? Yakın gelecek için planlarınız var mı?

Delivery'den sonra çok sayıda deneysel işe ve ücretli çalışmaya imza attım. Aardman Animations'a ve benzer birkaç şirkete filmler ürettim. Şimdi görüyorum ki görsel dilim çok ama çok gelişmiş, özellikle de kamera görüntüleri konusunda... En kısa zamanda, yıllardır içeriği konusunda kafa yorduğum yeni kısa filmimi tamamlamak istiyorum. Delivery'nin başarısı sayesinde, ya da yüzünden, yaşadığım aşırı yoğunluk dolayısıyla kendimi toplayıp boş zaman yaratamadım ve bir türlü bağımsız bir iş üretmek için çalışmaya başlayamadım. Bunun sıkıntısını yaşıyorum.

- Dünyaca ünlü İsviçreli sanatçı H. R. Giger'ın, üzerinizde büyük etkisi olduğunu biliyoruz. Bize Giger ile nasıl tanıştığınızı ve sebze meyve modelleri kullanarak Alien figürü yarattığınız 'Salad' isimli muhteşem çalışmayı yaratmanıza sebep olan olayı anlatır mısınız?

Giger'ın Alien tasarımı beni her zaman derinden etkilemiştir. Biri tarafından yaratılmış gibi görünmüyor. O kadar sorgulanmayacak bir şekle sahip ki, gerçekten varmış gibi duruyor. Kafasının, sadeliği ve özgünlüğü birleştiren zarif, uzun biçimi, onu, birinin tasarımı olmaktan çıkarıp doğanın bir ürünü gibi gösteriyor.

Alien modeli, benim için her zaman mükemmel tasarımın en iyi örnekleri arasındaydı. Ve aniden bir gün, bu saçma fikir gözümün önüne geldi. Alien'ın kafası bir patlıcanı andırıyordu. Böylece fikir doğdu ve iki hafta içinde çalışmayı tamamlayıp internet sitemde yayınladım. İki ay sonra Giger'ın asistanı Leslie Barany'den bir e-posta geldi. 'Salad'ı internette görüp çok beğendiklerini söyleyip beni görüşmeye davet etti. İyi arkadaş olduk ve ardından Giger'ı, Zürih'teki evinde zaman zaman ziyaret etmeye başladım. Son derece nazik bir insan. Onu özel olarak tanıyınca, dehasını ve özgünlüğünü yakından gözlemleyince, işlerinin üzerimde yarattığı etkiden daha fazlasını hissettim.

Daha sonra asistanı Leslie ile sanatsal işbirliği yaptığımız iki çalışmaya imza attık. Örneğin Leslie'nin 'Carnivora' isimli kitabı için 'Blowout at Exit 16A'yı ürettim.

'Salad', şu sıralar, çocukken belki yüz kere gittiğim ve görsel sanatlara olan ilgimi var etmiş olduğunu düşündüğüm Frankfurt Film Müzesi'ndeki dev Giger sergisinde 'misafir eser' olarak gösteriliyor.

- Genç yaşta çok sayıda prestijli ödüle layık görüldünüz, çalışmalarınızı sayısız sergide sanatseverlerle paylaşma imkanı buldunuz, hatta 3D Studio Max yazılımının ambalajında bile bir işinizle boy gösterdiniz. Müthiş bir hızla gelişmiş olan kariyerinizin geleceğini nasıl görüyorsunuz? Hayattaki en büyük amacınız nedir?


Önümde çok fazla olasılık oluştu. Şimdi zor olan, hangi yöne gideceğime karar vermek ve benim için en doğru yolu seçebilmek... Şu an, 'her şeyi aynı anda yapmanın mümkün olmadığı' gerçeğiyle yüzleşiyorum. Her şeyi yapmaya çalışarak enerjiyi bölmenin sonucunda gerçekten büyük adımlar atmaktan uzaklaşma tehlikesi var. Örneğin büyük ölçekli ışık enstalasyonu yapmaya başladım, ancak aynı zamanda büyük filmler üzerinde çalışmak istiyorum. Her iki yol da, tam konsantrasyon gerektiriyor ve hangisine öncelik vereceğim konusunda sıkıntı yaşıyorum. FrameboX olarak çalışmaya başladığımdan bu yana geçen 10 yıllık sürenin sonunda kendimi hala 'yolumu ararken' buluyorum. Hedefim bir gün, büyük bir film yapmak, ancak aynı zamanda da tümüyle serbest ve bağımsız olabilmek. Bu işlerin birlikte yapılıp yapılamayacağından hala emin değilim. Yine de her yıl farklı bir şey yapabiliyor olmanın da mutluluğunu yaşıyorum.

- Kendi ofisinizde çalışmayı çok sevdiğiniz için, büyük film stüdyolarından ya da dev şirketlerden aldığınız tam zamanlı iş tekliflerini geri çevirdiğinizi belirtiyorsunuz. Sınırsız bir bütçeye sahip olsaydınız, kendiniz için nasıl bir çalışma alanı yaratırdınız?

Bence kusursuz çalışma alanını yaratmak için büyük paralara ihtiyacınız yok. Her günümü etrafımdaki arkadaşlarımla geçirmek, geniş ve özel bir mekanda çalışıyor olmak benim için gayet yeterli. Hiçbir zaman gerçekten 'işe gidiyormuş' gibi hissetmiyorum. Oyun alanıma gidiyor gibiyim... Ancak sınırsız maddi gücüm olsaydı, arkadaşlarımı ayartır, yaz mevsiminin daha uzun sürdüğü, denizin üzerinde bir terası bulunan, dev bir sinema salonu olan, ailelerimizin de yakın yerlerde yaşadığı, eğlenceli bir alternatif ortam yaratmayı tercih edebilirdim.

- Bir defaya mahsus olmak üzere zamanda yolculuk yapıp bir sanatçının stüdyosunu ziyaret etme şansınız olsaydı, kimi seçer ve onunla neler konuşurdunuz?

Giger'ı ziyaret etme şansı bulduğum için başka birini seçerdim. Düşünelim... Arcimboldo heyecan verici olabilirdi. Ya da Escher... Belki de Oskar Fischinger. Kendisi 1920'lerde 'görsel müzik' kavramını bulan dahi bir sinemacıdır. Hareket tasarımının yaratıcısı olduğu da söylenebilir. Sadece yanında oturur ve bütün bir gün boyunca nasıl çalıştığını izlerdim. Siyah beyaz filmlerden hayal mayal aşina olduğumuz o dönemde, bugünün Flash animasyonlarını andıran işler yapmış olması gerçekten inanılmaz.

- Sinema ile yakından ilgilendiğinizi biliyoruz. Ne tür filmleri ve hangi yönetmenleri görsel bakış açınıza daha yakın buluyorsunuz?

Tam anlamıyla sinemanın delisiyim! Şu an yaptığım şeyi yapıyor olmanın tek sebebi sinemadır. Müzik, fotoğraf, tiyatro, resim gibi sanat formları büyük duygular hissettirebilir, ancak sinema tüm bunların birleşimi olması dolayısıyla üzerimizde en güçlü duygusal etkiyi yaratan daldır.

İyi bir film seyrettikten sonra sinema salonundan çıkar ve bazen saatlerce sürebilen bambaşka bir düşünce yapısına bürünerek, bir yandan rüya görüyormuşçasına devam edersiniz gününüze... İşte bu duyguya bayılıyorum.

Charlie Chaplin'in büyük filmleri her zaman beni çok etkilemiştir. Yaratıcılığı ve dehası, çılgın tasarımlar ve setler yaratmaktaki başarısı... Tabii kısa, güldürü yapımlarından değil, 'Modern Times', 'Limelight' ve 'The Great Dictator' gibi filmlerinden bahsediyorum. Jacques Tati'yi de çok severim. Özellikle de 'Playtime'ı... Daha yakın döneme geldiğimizde David Fincher'ın bana ilham veren 'Fight Club' filmini ve Michelle Gondry ile Jean-Pierre Jeunet'nin ('Alien' hariç) filmlerini de saymadan geçemem...

- Bak Dergisi'nin 16. sayısının konusu 'Şehir'. Çok sayıda ülkeyi görmüş, dünyanın çeşitli büyük şehirlerinde sergiler açmış bir sanatçı olarak bu sözcük size neleri ifade ediyor? Şehir kültürü sizi nasıl besliyor?


Bu fikrimi her zaman korur muyum bilmiyorum ama, şu sıralar hayatımı sabit bir düzen içinde geçirmek istiyorum. Şehir bir süreçtir. Etrafınızda yaşayan ve sürekli değişen bir çevrede olmak... Ben, büyük bir şehrin ortasında yaşamayı tercih ettim, çünkü etkinliklere ulaşmak için onları aramayı değil, onların zaten çevremde olmasını istiyordum.

Bana göre bu, fiziksel olmanın ötesinde tamamen psikolojik bir şey. Çünkü ben, şu an yaptığım her şeyi bir ormanda da yapabilirim. Bizim için şehir, en normal yaşam alanı, çünkü ona alışmışız. Ancak bir adım daha ileri gidip, onu soyut bir kavram olarak görmeye çalıştığınızda, hayatınızda ilk kez şehir gördüğünüzü hayal ettiğinizde, aklınıza, bu dünyada büyüyen en tuhaf görünüşlü ve en uçuk, inanılmaz akıllı bitki gelmiyor mu?

Daha yeni okuduğum için bu konuyla ilgili benden size küçük bir ipucu... İnternette 1980'lerde 'Hak Nam'ı arayın... Şehrin ne olabileceği sorusunun cevabı işte orada.

Şehir bir süreçtir. Etrafınızda yaşayan ve sürekli değişen bir çevrede olmak... Ben, büyük bir şehrin ortasında yaşamayı tercih ettim, çünkü etkinliklere ulaşmak için onları aramayı değil, onların zaten çevremde olmasını istiyordum.

- Till Nowak / Bak 16
  • * maks. 200 karakter
  • Gönder