- Olağanüstü güzellikteki çalışmalarınız, milyonlarca sanatseveri etkilemeye, milyonlarca sanatçıya ilham vermeye devam ediyor. Bize, insanların hiper-realist heykellerini yapma fikrinin nasıl ortaya çıktığını anlatır mısınız? Her şey nasıl başladı?
Resim yapmaya henüz küçük bir çocukken başlamıştım. Heykele ilgi duymam da gençliğe adım atmamla birlikte oldu. Okulu bıraktığımda illüstratör olarak çalışıyordum. Sonrasında televizyon ve film endüstrisi için heykel işleri almaya başladım.
Birkaç yıl keyifle o işi yaptım, ancak kendi çalışmalarımı üretmek istiyordum. Hiper-realist işler beni adeta 'hipnotize' ediyordu. Hem onlardan, hem de filmlerdeki özel efektlerden etkilenerek silikon heykellere yöneldim. Bu alana girmem konusunda beni en çok etkileyen isimlerin başında da Chuck Close'un geldiğini belirtmeliyim.
- Ailenizin, bugünkü başarınızda payı olduğunu düşünüyor musunuz?
Ailem bana her zaman büyük destek vermiştir. Takıntılı karakterime pek anlam veremiyor olsalar da, daima yanımda olduklarını hissettirmişlerdir. Hatta bazı heykellerimin giysilerini de annem yapar. Kendisi çok iyi bir terzi ve döküm kalıpçısıdır.
- Yaşamınızı ve çalışmalarınızı, Avustralya'nın güzel şehri Melbourne'de sürdürüyorsunuz. Bize, ülkenizdeki sanat çevresini anlatır mısınız? Bugüne kadar hiç şehrinizden ayrılıp başka bir yere taşınmayı düşündünüz mü?
Buradaki sanat çevresi oldukça güçlü. Şehirde, sanatçıların sahibi olduğu çok sayıda galeri ve bir o kadar da çok sanatsever var. Bu da heyecan verici bir atmosfer yaratıyor. Melbourne'de sanat yaparak yaşayan insanlar olarak bir hayli şanslıyız. Her an, şehrin her köşesinde yeni bir sanat etkinliğiyle karşılaşmak mümkün.
Ama konu diğer şehirlerde yaşamaya gelince… Açıkçası en doğru seçimin, İtalya'da bir yerde yaşamak olduğunu düşünüyorum. Öylesine güçlü bir figüratif sanat tarihi ve geleneği var ki… Prato'da anatomik yaşam çizimi eğitimi alacak birini tanıyorum ve onu çok ama çok kıskanıyorum!
- Solgun deriler, kapalı gözler, zayıf çıplak figürler, yer yer deforme edilmiş biçimler, … Bütün bunlar, izleyiciler ve eserler arasında sempati ile gerginliği bir arada tutan kırılgan bir çizgi yaratıyor. Siz, çalışmalarınıza bir galeri ortamında baktığınızda neler hissediyorsunuz? Herhangi bir sınırınız olmasaydı, heykellerinizi nasıl bir ortamda sergilemek isterdiniz?
Çalışmalarımı galeride görmeyi çok seviyorum. Stüdyoda her birine o kadar yaklaşıyorum, her biriyle o kadar çok zaman geçiriyorum ki, bazen işin tamamını görme yetimi kaybediyorum. Birkaç hafta sonra galeriye gidip baktığımda ise çalışmalarımın genel görüntüsünü izleyebiliyorum. Bu, işlerime, daha önce sahip olduklarının arkına varmadığım yeni bir özellik kazandırıyor.
Heykellerimi istediğim her yerde sergileyebilecek olsaydım, bir kiliseyi tercih ederdim.
- Heykellerinizin son derece detaylı çalışıldığını gözlemliyoruz. Bize, çalışma sürecinizi, en başından sonuna kadar kısaca anlatır mısınız?
Çalışma sürecim çoğunlukla çalakalem yaptığım çizimlerle ve küçük maketlerle başlıyor. Ardından, modelleme kilinin ağırlığını taşıyabilecek materyaller olan çelik ve keresteyi kullanarak bir gövde meydana getiriyorum.
Küçük kil parçalarını gövdeye hızlıca yerleştirerek şeklin formunu çıkarıyorum. Genel yapısını oluşturduktan sonra detaycı dokunuşlarla yumuşatıyor, sonrasında da doku ekliyorum.
Kilden heykeli tamamladıktan sonra, silikon ya da alçı kullanarak kalıbını çıkarıyorum ve katmanlar halinde boyamaya başlıyorum.
Silikon deriyi çoğunlukla fiberglas (cam elyafı) ile destekleyip şekli güçlendiriyorum. Sonrasında silikon heykel çıkarılıyor, temizleniyor ve boyanıp tüy eklenmesi için hazır hale getiriliyor. Son olarak her bir tüy, ters çevrilmiş iğnelerle yerleştiriliyor.
- Sanatçı olduğunuz kadar bilim insanı da olduğunuzu düşünüyoruz. Buradan hareketle, çalışmalarınız ile Dr. Gunther Von Hagen'ın 'Bodies Exhibit'i arasında bir bağlantı görüyor musunuz?
Her iki işe de insanların çoğunlukla benzer tepkiler verdiklerini düşünüyorum.
Ancak 'merak' olgusu dışında iki çalışmanın çok da benzerlik taşıdığı düşüncesinde değilim. Tabii çok sağlıklı bir değerlendirme yapabilmem için o çalışmayı gözümle de görmüş olmam gerekirdi. Sadece resimlerini gördüğüm için ayrıntıya giremiyorum. Ama gerçekten oldukça ilginç görünüyor.
- Bir süre için film endüstrisine çalıştığınızı ifade ettiniz. Bir izleyici olarak, ne tür filmleri ve hangi film yönetmenlerini, kendi görsel beğeninize daha yakın buluyorsunuz?
Bu zor bir soru, çünkü yanıtı sıklıkla değişiyor.
Tasarım ve estetik bağlamında Guillermo del Toro'nun modern tarzını çok beğeniyorum. Chris Cunningham da sıradışı bir isim. Günün birinde uzun metrajlı bir film yapacağını ümit ediyorum.
- En çok Rönesans sanatçılarından etkilendiğinizi biliyoruz. Büyük usta Leonardo da Vinci şöyle diyor; 'İnsan ayağı, bir mühendislik harikası ve gerçek bir sanat eseridir.' İnsan figürlerinin hiper-realist heykellerini yapan bir sanatçı olarak siz insan vücudunu nasıl görüyorsunuz?
İnsan vücudu, oldukça karmaşık bir yapı… Hem yumuşak dış yüzeyi, hem de onun altındaki sert kemikler, kille oluşturulmak için son derece heyecan verici ve zorlu… Statik bir pozun içinde dinamik bir formu başarıyla yakalayabilen ve bu sırada hareketi ve etli olma durumunu da yansıtabilen sanatçılara hayranlık duyuyorum.
- Bak Dergisi'nin 16. sayısında konumuz 'Şehir'. Bu sözcük size neleri ifade ediyor?
Ben bir kasabada büyüdüm. Şehirde yaşamayı tercih ederdim tabii ama, şehirle yakın ilişkim de, ancak ailemle özel bir etkinliğe gideceğim zaman oluşurdu.
Doğrusunu söylemek gerekirse, şu an tam bir keşiş gibiyim. Çünkü yeni iş yapmaya o kadar kanalize olmuş durumdayım ki, şehre çok nadir yaklaşabiliyorum. Şehrin merkezinde, daha çok yoksulların oturduğu çok kozmopolit bir bölgede yaşıyor ve çalışıyorum. Bu da bana ihtiyacım olan her şeyi veriyor.
Şu an tam bir keşiş gibiyim. Çünkü yeni iş yapmaya o kadar kanalize olmuş durumdayım ki, şehre çok nadir yaklaşabiliyorum. Şehrin merkezinde, daha çok yoksulların oturduğu çok kozmopolit bir bölgede yaşıyor ve çalışıyorum. Bu da bana ihtiyacım olan her şeyi veriyor.
- Sam Jinks / Bak 16