- Resimlerinizin isimleri de tıpkı kendileri gibi olabildiğince direkt, şerfaf ve yalın. Bu bir tesadüf mü, yoksa konseptin bir parçası mı?
İnsanların algısına müdahale etmemek için çalışmalarıma basit isimler veriyorum.
- Bir yandan resimleriniz, fotoğraflardan zor ayırt edilebilecek kadar gerçek, diğer yandan da son derece yaratıcı ve içinde birçok artistik dokunuş içeriyor. Alyssa Monks'u tanımlarken 'hiperrealist' ifadesini kullanmak bize biraz yetersiz geliyor. Siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Çalışmalarım, çıplak gözle bakıldığında 'foto-gerçekçi' sıfatını zaten kaybediyor. İnsanlar orijinalleri gördüklerinde, fotoğrafla karşılaştırmaktan vazgeçmiş oluyorlar. Sıkıştırılmış, küçük web imajları, fırça darbelerini, dokuları ve boya kalıntılarını gösteremiyor.
Ben kendimi 'hiperrealist' olarak değerlendirmiyorum. Ayrıca çok iyi bir hiperrealist sanatçı da bu tanımı duyarsa kendini aşağılanmış hissedebilir. Benim amacım bir fotoğrafı yeniden yaratmak değil, dinamik ve keyifli bir resim tadı yakalayarak, o resmin, kendisine yaklaşıldığında yavaşça parçalara ayrılan bir ilüzyon oluşturması.
- Eserlerinizin birçoğunda, figürlerin, tuvalin sınırlarıyla etkileşim içinde olduğunu gözlemliyoruz. Karakterlerin nefesiyle oluşan buhar, teni üzerinden akan damlalar, vücudunun yüzeye değme etkisi… Bu gözlemin bir geçerliliği var mı?
Evet var. Bu son çalışmalar, kenardan kenara hiç kesintiye uğramayan yüzeylere odaklandığım işler.
- Çalışmalarınızın zaman içindeki gelişimine baktığımızda, 'Touch', 'Undercurrents 3', 'Breath' ve 'Surface' gibi eski işlerinizde daha soyut bir anlayışa tanık olurken, son zamanlarda daha gerçekçi bir ifade şekline döndüğünüzü görüyoruz. Soyut tarzdan bilinçli olarak uzak durmaya başladığınızı söyleyebilir miyiz?
O resimler, birkaç yıl önce 'Suyun Evrimi' konusuna bağlı olarak yaptığım su altı çalışmalarıydı. Suyun yarattığı dağınık yansımaları deneyimlemiştim. Formları daha soyut biçimde görebilme yolunda attığım ilk adımdı. Oradan hareketle, gerçek formları buhar etkileri ve su damlalarıyla gerçekten bir ölçüde ayırma yoluna gittim.
- Çoğunlukla kadın figürlerini kullanıyor ve bu figürlerin özel anlarını resmediyorsunuz. Bunun altında özel bir bakış açısı ya da sanatsal bir sebep var mı?
Ben bir kadınım ve kadın vücudunun içinde yaşamanın ne olduğunu biliyorum. Bildiğim şeyin resmini yapıyorum. Tabii bazen erkekleri de resmediyorum ama kadın figürlerini yaparkenki kadar rahat içselleştiremiyorum.
- Çalışmalarınızın çoğuna hakim olan özgün bir tarzınız var. Resim yapma konusundaki motivasyonunuzu nereden alıyorsunuz?
Zamanla, izleyici ve konu arasına yeni elemanlar ve filtreler ekliyor ve resimlerimi bu yolla sıradan, gerçekçi bir ilüzyondan daha da uzaklaştırıyorum. Aynı resmin içinde hem ilüzyonun, hem de soyutluğun iç içe olduğu anlar yaratmayı seviyorum.
- Bağımsız sinema ile ilgileniyor musunuz? Hangi yönetmenler ve ne tür filmler görsel bakış açınıza daha çok uyuyor?
David Lynch, Todd Solondz ve tabii ki Pedro Almadovar'ın filmlerini beğeniyorum. Bugüne kadar izlediğim en iyi filmler arasında Baba I ve II'yi, Mullholand Drive'ı, Amelie'yi, Amerikan Güzeli'ni, Cinema Paradiso'yu ve Bir Rüya İçin Ağıt'ı sayabilirim.
- Peki müzik size ilham veriyor mu?
Çoğunlukla onu günün son bölümüne saklıyorum. Hatta daha çok bir resmin sonuna… Bitirmeye yakın olduğumda kendime verdiğim bir ödül gibi. Yeni müzik türlerine her zaman açığım, ama malesef keşfetmek için fazla zamanım yok. Çoğunlukla NPR'ı, bazı hikayeleri ve çeşitli podcast'leri dinliyorum.
- Bak Dergisi'nde 16. sayının konusu 'Şehir'. Yaşadığınız şehir olan New York sizi ne şekilde motive ediyor? Dünya haritasında New York diye bir yer olmasaydı nerede yaşamayı tercih ederdiniz?
New York kadar karakterli bir şehir daha görmedim. Aslında her yerde 1 yıl kadar yaşayabilirim ama yine de kendimi başka hangi şehre bu kadar ait hissederdim bilmiyorum. Sanırım dışarıda bir yer seçerdim. Metropollerin dışında… Amsterdam ya da Roma gibi… Belki daha önce hiç bulunmadığım bir yer de olabilir.
New York o kadar değişken ve sürprizlerle dolu bir şehir ki, izin verirseniz sizi çok fazla yıpratabilir. O yüzden sürekli taze kalmalı ve strese kendinizi kaptırmamalısınız. Gerçekten çok farklı… 1 şehrin içine 10 şehir birden sıkıştırılmış gibi.
New York kadar karakterli bir şehir daha görmedim. Aslında her yerde 1 yıl kadar yaşayabilirim ama yine de kendimi başka hangi şehre bu kadar ait hissederdim bilmiyorum.
- Alyssa Monks / Bak 16