Bak Dergisi'ni Facebook'tan da Takip Edin!
Facebook'ta Bak'ın hayranı olabilir veya Bak Dergisi grubuna katılabilirsiniz!

interviews

Ara:
Sayı Seç:
Bak | 14 Röportajları
Sizinle de röportaj yapmamızı ister misiniz? Bize ulaşın.

rastgele

rastgele
Burçin Esin
Fotoğrafçı { burcindrummer.deviantart.com }
Burçin Esin

Analog

Ustalar diyorlar ya “Dijital fotoğraf da neymiş?” diye... Bu söze katılmamak mümkün değil. Teknoloji her saniye ilerliyor. Haliyle fotoğraf makineleri ve fotoğrafik ekipmanlar da gelişiyor. Özellikle son 5-6 senedeki gelişime hayranlık uyandırıcı. Bu gelişime rağmen film ile çalışırken aldığım hazzı hiçbir dijital makine veremiyor. Çünkü o derinliği, o gren yapısını, o film dokusunu dijital makinelerle elde etmek mümkün değil. Filmle fotoğraf çektikten sonra “Hemen filmi yıkamalıyım acaba nasıl oldular?” demenin tadı bambaşka.

Teknolojiye öyle ya da böyle ayak uydurmak zorundayız. Film üretimleri gittikçe azalıyor. Artık sadece meraklıları filmle çalışmaya devam ediyor.

Analog çalışmak bana “gerçekten” fotoğraf çektiğimi hissettiriyor. Hele ki çekimden sonraki aşamalar, yani karanlık odada film yıkama ve baskı yapabilme imkanı varsa gerçekten harika. Tabii ki herkesin böyle bir imkanı olması mümkün olmuyor her zaman. Çünkü dijitale göre düşünürsek çok daha emek isteyen ve pahalı malzemeler gerektiren bir iş. Yine de bu gelenekselliği yaşatabilmek veya yaşatmaya çalışmak güzel. Ne yazık ki kendime ait bir karanlık odam yok. Zaman zaman karanlık odada çalışma imkanı bulsam da kendime ait bir karanlık odam olsun isterim. Hatta bunu en yakın zamanda gerçekleştirmeyi hayal ediyorum.

El Cielo (Gökyüzü)

Gökyüzü bende çok farklı hisler uyandırır. Günün her saati bana farklı şeyler söyler. Bazen bulutlar anlatır, bazen “Ay”, bazen “Güneş", bazen de bulutların arasından süzülen “Işık huzmeleri”. İçinde kaybolup, bir şeyler düşünmemek, hayal gücünü zorlamamak mümkün değil. Oradaki boyutu, zihnimdeki farklı boyutla birleştirmeye çalışmak kafamda yeni şeylerin oluşmasını, yeni ürünler çıkarabilmemi sağlıyor.

Arada sırada gökyüzünü aşıp sonsuz boşlukta gezmeye ve orada neler olup bittiğini anlamaya, kafamda görselleştirmeye çalışmak farklı hisler uyandırıyor içimde.

Geçenlerde nerede okuduğumu veya gördüğümü hatırlamıyorum ama şöyle bir haber duydum: “Güneş sistemi evrenin sadece %0,01'ini kaplıyor.” Ne kadar doğru bilinmez ama evrenin büyük olduğu kesin. Bu da sonuç olarak evren hakkında neredeyse hiçbir şey bilmediğimizi gösteriyor. İnsanlar bilmediği ve görmediği şeyleri daha önce görüp tanıdığı olgu ve objelerle kafalarındaki düşünceleri birleştirip bir imge yaratmaya çalışır. Bu da insanın yaratıcı gücünü fazlasıyla zorlar. Büyük bir ilham kaynağı, en azından benim için.

İzmir

Huzur, Karşıyaka, kumru, boyoz, sahil, insanlar arası saygı, vapur.

Hayal

Herkesin bir hayali vardır mutlaka. Hepsi gerçekleşmez elbette. Ve önemli olan hayal etmek değildir belki de, gerçekleşebilecek hayaller kurmaktır. Fotoğraf, sinema ve müzik en büyük tutkularım. Hayallerim de onlarla ilgili tabii. Aslında sinema en büyük hayalim diyebiliriz. Kendi ekibimle kendi filmlerimi kimseye bağlı kalmadan çekmek gibi bir hayalim var. Bunun belki bir kısmı gerçekleşir, belki tamamı. Belki de hiç gerçekleşmez. Hiçbiri olmasa da en azından set havası koklamayı çok istiyorum. Bu hayalimin peşinden koşacağım. Umarım bir yerinden yakalayıp asıl hayalimi gerçekleştirebilecek kadar gelişirim.

Dredg

Ben Dredg’i “su”ya benzetiyorum. İnsanlar su içmeden yaşayamazlar. Suyu içmekten bıkmazsın ve de aslında suyu sadece mecburiyetten değil sevdiğin için de içersin. Dredg dinlemiş olanlar şu an ne demek istediklerimi anlayacaklardır. Dredg beni gökyüzüne çıkarıyor, başka yerlere götürüyor. Eğer siz de aynı yerlerde dolanmaktan sıkıldıysanız bir bardak “su” için ve gökyüzünün (El Cielo) tadını çıkarın.

Davul

Müzik, hayatımın en önemli parçalarından biri. Kendimi müziğe en yakın hissettiğim an ise davul çaldığım anlar. Ne sıkıntım, ne üzüntüm, ne derdim olursa olsun davul çalarken her şeyi unutuyorum. Davulun başından kalktıktan sonra ise kendimi yenilenmiş ve hafiflemiş hissediyorum. Hatta bir sefer, bir konsere hazırlanmak için stüdyoya girmemiz gerekiyordu ve ben 40 derece ateşle evde yatıyordum. Provayı iptal etmemize imkan yoktu çünkü konser ertesi gündü. O prova o gün yapılmalıydı. Tabii ki provaya gittim. Çalmaya başladık ve iki saatlik prova bittikten sonra ne ateşim kaldı ne de hastalığım. Davul benim vazgeçilmezim ve hep öyle kalacak.

Mükemmeliyetçilik

Her insan mükemmeliyetçidir. Ancak herkesteki dozu farklıdır. Kimisi mükemmeliyetciliğini tüm yaşamına yayar, kimisi ise sadece belli konularda bu yönünü gösterir. Sanırım ben çoğu şeyde mükemmeli arıyorum. Özellikle kendi ürettiklerimin üzerinde çok düşünüyorum ve her zaman en iyi olanı seçip ürün olarak ortaya çıkarıyorum. Benim için hiçbir ürünüm “mükemmel” olmadı. Olamayacak da. Eğer kendi ürettiğim bir şeye mükemmel dersem, kendimi geliştirmemin imkansız hale geleceğini biliyorum.

Plak

Plakla tanışmam zor olmadı. Doğduğumdan beri evde hep müzik vardı. Çoğu zaman da çalınan format plaktı. 5-6 yaşlarında artık plağı nasıl pikaba takıp, iğnenin plağın üzerine nasıl yavaşça konulması gerektiğini öğrenmiştim. O zaman dinlemeyi en çok sevdiğim albüm ise Deep Purple’ ın Machine Head'i idi. Ufacık halimle okuldan sonra eve gelince üstümü bile değiştirmeden DUAL marka pikabın kapağını açar ve içine Machine Head plağını hızlıca ve dikkatli bir şekilde takardım. İlk 10-15 saniye muhteşem bir çıtırtı gelir, sonra Smoke On The Water girer..

Sonraları babamın bana dinlettikleri sayesinde müzik kültürüm çok gelişti ve şekillenmeye başladı. Klasik rock’ın önde gelen gruplarını plak formatında dinleme şansım oldu. O günler hayatımın şekillenmesinde çok büyük rol oynadı.

Plak konusundaki hislerim, "analog fotoğraf" konusundaki hislerime çok benziyor. Fotoğraf filminde nasıl çizikleri, grenleri, film dokusunu, derinliği seviyorsam plakta da o çıtırtılara, ses kalitesine, derinliğine, o tınıya bayılıyorum.

Batman

Batman, bu zamana kadarki en mükemmel karakterlerden biri. Batman’in çizgi romanları, çizgi filmi ve filmleri ayrı ayrı etkiler bırakıyor bende. Hepsi muhteşem ve hepsinin yeri ayrı. Bunun dışında Batman denince aklıma hep o Gotham şehrinin turuncu, sarı renkleri gelir. O şehrin karamsarlığı, çürümüşlüğü, insanların korkusu hep iyi yansıtılmıştır.

1989'dan beri bütün Batman filmlerini izledim ve hepsini çok sevdim. Ancak aralarında beni en çok etkileyen 'Kara Şovalye' (The Dark Knight) oldu. Bunun en büyük nedeni Joker karakteri ve tabii Heath Ledger'ın eşsiz oyunculuğu... İlk Joker, yani Jack Nicholson da tabi ki muhteşemdi ama... Bilemiyorum. Ayrıca sanırım fazla ciddi bir yanıt oldu. “Why so serious?” :)

2

2=1
2+2=5

"Arada sırada gökyüzünü aşıp sonsuz boşlukta gezmeye ve orada neler olup bittiğini anlamaya, kafamda görselleştirmeye çalışmak farklı hisler uyandırıyor içimde."

- Burçin Esin / Bak 14
  • * maks. 200 karakter
  • Gönder