- Şili'de doğdunuz ve eğitiminizi orada tamamladınız. Daha sonra Amerika Birleşik Devletleri'nden Afganistan'a, Hindistan'dan Pakistan'a kadar birçok yere gidip birbirinden etkileyici fotoğraflar çektiniz. Şu an Hindistan'da yaşıyor ve çalışmalarınızı burada sürdürüyorsunuz. Neden Hindistan'ı seçtiniz? Bu ülkeyi sizin için özel kılan nedir?
Beni etkileyen sadece Hindistan değil, tüm o bölge oldu. Ve bu etkilenmenin sebebi de büyük ölçüde görseldi. Asya'yı ilk gördüğümde renkleri, desenleri, mimarisi ve daha sonra da öyküleri beni büyülemişti. Sürekli oraya gitmekten kendimi alamıyordum. Bu yüzden de bugüne kadar Güney Asya'da 3 yıldan fazla zaman geçirdim. Şimdi bir süreliğine Şili'ye geri döndüm.
- Associated Press'in de aralarında bulunduğu birçok önemli firmanın bünyesinde yer aldınız ve 2006 yılında serbest çalışmaya karar verdiniz. Fotoğraf alanında serbest çalışmanın getiri ve götürüleri nelerdir? Dünyanın her yerinden Bak Dergisi'ni okuyan genç fotoğraf öğrencilerine, profesyonelleşme yolunda neler önerirsiniz?
AP gibi büyük bir ajansta çalışmak önemli bir ayrıcalık. Onlar için yaklaşık 4 sene çalıştım ve iki kez ayrıldım. Gerçekten çok büyük bir ağ. Bazen fotoğraflarınız milyonlarca insana ulaşabiliyor. Böylesine bir ajansın bünyesinde çalışırken zamanlama konusu ön plana çıkıyor. Her şey için çok acele etmelisiniz. Bu yüzden kendi projelerime ayırabileceğim daha çok zamanım olsun istiyordum. İnsanları daha iyi tanıyabileceğim, kendi işlerime yoğunlaşabileceğim, üzerinde çalıştığım şeyleri tekrar tekrar irdeleyebileceğim... Artık sadece belli amaçlar için illüstrasyon fotoğrafları çekmemeli, yalnız fotoğraf olsun diye fotoğraf çekebilmeliydim. İşte bu sebepten AP'den ayrıldım. Doğrusu ikisini de yapmak, ya da yapabilmek çok önemli. Ancak kendi kendine çalışmak, kendi zamanına ve kendi sınırlamalarına sahip olmak, anlamı olan fotoğraflar yaratmak için her şeyden daha önemli bir avantaj.
Seyahat edip fotoğraf çekmek isteyen genç fotoğrafçılara daima ve öncelikle zaman ayırmalarını tavsiye ediyorum. Hiç kimsenin size iş vermesini, 'git ve şu konuda fotoğraf çek' demesini beklemeden, hayal ettiğiniz konunun üzerine gidin. Zaman ayırın ve işinizi kendiniz yapın. Ve sakın parayı düşünmeyin. O apayrı bir hikayedir. Siz sadece istediğiniz fotoğrafı çekin, gerçek bir fotoğrafçı olun.
- Afganistan'da geçirdiğiniz bir yılda yaratmış olduğunuz fotoğraflı öykü, "Kabul: Gölgeleri Terketmek" ile prestijli Leica Oskar Barnack ödülüne layık görüldünüz. Bize bu göz alıcı fotoğraf serisinden ve Fransa'da ödülü aldığınız gecede yaşadığınız tecrübeden söz eder misiniz?
Bu kompozisyonu, Kabul'de Associated Press ile çalışırken yapmıştım. Afganistan'dan haber iletmeye başlayalı bir yıl olmuştu. Fakat artık sadece haberlerin fotoğraflarını göstermek değil, Afganlarla konuşmak da istiyordum. Kim olduklarını, neyle mücadele ettiklerini öğrenmek için... O yılın her günü, eğer vaktim varsa, hemen kendimi sokağa atar ve Kabul şehrinin sokaklarında, aklımda net bir fikir olmadan, sadece yürür, etrafı izler ve bazen de insanlarla konuşurdum. Bu deneyimden çok şey öğrendim. Adeta gözlerim açılmıştı. Derken orada çektiğim fotoğraflar yavaş yavaş AP ağında görünmeye başladı. Uzak bir yer, barışçı, sakin insanlar, hümanizm... Onlar onlardı, biz ise biz. Hepimizin savaşları oldu. Şimdi onlar savaşıyor, onlar yaşam için, aileleri için, inandıkları için, birbirleri için mücadele ediyor.
Haberlerde insanların içine girmek, onlarla arada köprüler kurmak önemlidir. Anlaşılır olmak için sadece belgelemek ve ilgi çekici fotoğraflar çekmek yeterli olmaz. Her zaman işin içinde insanlar ve duygular olmalıdır. En azından benim AP ile birlikteyken yapmaya çalıştığım buydu. Sonra da ödül geldi ve gerçekten harikaydı.
- Fotoğraflarınızdan bazıları, yağlı boya resimleri anımsatıyor. Özellikle Kandahar'da, bir adamın yerde yattığı ve diğerinin gözleri kapalı şekilde yanında oturduğu resim, bir Caravaggio başyapıtını andırıyor. Sizi çok etkileyen sanatçılar veya sanat akımları var mı? Eğer varsa, Rönesans bunlardan biri mi?
Resim, bunlardan biri... Henüz çocukken bile resimlerle hayallere dalardım. Ona bayılırdım. Elime kalem, fırça ya da fotoğraf makinesi almamış olsam bile... Rembrandt gibi, Caravaggio gibi, Rubens, Goya, Durer, Degas gibi sanatçıları hep çok sevdim. Işık, anlamadığım ama takip ettiğim bir şey. Ve bana yolu o gösteriyor.
- Sıkça seyahat eden ve olağanüstü portreler görüntüleyen bir fotoğrafçı olarak, bugüne kadar çok sayıda insan tanımış olmalısınız. Belki bazıları fotoğraflarını çekmenize izin vermedi, bazıları sizi çok iyi ağırladı, bazıları amansız bir hastalıkla ölümü beklerken bazıları arkadaşlarıyla voleybol oynuyorlardı... Profesyonel kariyerinizin ilk 10 senesinde yaşadığınız en ilginç ve en tehlikeli anlar hangileriydi?
Bunu söylemek pek kolay değil ama sanırım benim için en korkunç an, fotoğraf çekmenin benim için ne kadar önemli olduğunu farkettiğim andı. Beni çok farklı gerçekliklere götürüyordu. Çok farklı hayatlara ve onların hikayelerine... Fotoğraf çekmeye başladım ve merakım ayaklandı. Bir anda zamanımı yabancılarla paylaşmaya, bir fotoğraf makinesiyle oynamaya başlamıştım. Bu bir gözlemdi. İnsanlar, kendi öykülerini kendileri yaratan insanlar, yani biz. Bir süre sonra kendimi bir çatışmanın veya bir depremin ortasında, sonra da unutulmuş bir yerde bir köylüyle konuşurken buldum. Köklerinizi keşfetmek bazen bir doğal afetin fotoğraflarını çekmek kadar güçlü ve şiddetlidir.
Sorunuzun yanıtına gelirsek... Deneyimlerim arasında, var olanlardan daha ilginç, daha tehlikeli bir şey yoktu. Dağlık yolda kötü bir şoförün kullandığı bir arabanın içinde olmak, türban takmayı bilmediğiniz bir yerde türbanla dolaşmak, ... Bunlar tehlikeler olabilir. Demek istediğim şey, tehlike hayattaki en ilginç şey değil ya da var olan şeyleri daha ilginç kılmıyor.
- Fotoğraflarınızın çoğunda, hüzün öğesinin ön planda olduğunu gözlemliyoruz. Pek tabii bu duygu, her sanat dalı için büyük bir ilham kaynağıdır. Bugüne kadar yaptığınız fotoğraf çekimlerini şöyle bir hatırladığınızda, hüznü tam olarak nasıl tanımlarsınız? Sanatsal yaratım sürecinizi ne şekilde etkilediğini düşünüyorsunuz?
Benim için en yoğun ve güçlü duygudur. Sadece renk bile hüznü taşıyabilir. Tam olarak tanımlayamıyorum.
- Renkleri büyük ustalıkla kullanıyorsunuz. Renklerin, insanların yaşamında önemli etkileri olduğunu düşünüyor musunuz? Bu bağlamda tutkunun rengi olan Kırmızı'yı nasıl nitelendirirsiniz?
Eğer renkleri dinlemek isterseniz, onların algınız üzerinde güçlü etkileri olduğunu görebilirsiniz. Neyin size bir şey hissettirdiğini anlamanız için ona dikkatinizi vermelisiniz. O fısıltıları duymalı, ve onların içinizde büyümesine izin vermelisiniz. Kırmızı mı? Sadece bir renk işte...
- Tarihte, dünya savaşları, bombalamalar, soykırımlar gibi insan kaynaklı ve insanlar üzerinde derin etkiler bırakan çok sayıda büyük afet yaşandı. Bu acıları birlikte yaşamış olmamıza karşın hala birbirimizle savaşıyor, birlikte barış içinde yaşamayı başaramıyoruz. Dünyanın birçok yerinde, gözleri başkalaırnın gözlerine değmiş bir sanatçı olarak, zavallı mavi gezegenimizin geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Korkarım çevremizdeki her şey yavaş yavaş ölüyor. Ne savaşların, ne de afetlerin yarası, bugün açılanlar kadar büyük değil.
- Bak Dergisi'nin 13. sayısının konusu "Korku". Bu sözcük size neleri ifade ediyor?
Acaba kendimizi kurtarabilecek miyiz? Ve arkamızda neler bırakacağız?