- Rus bir anne babanın oğlu olarak New York'un Harlem bölgesinde dünyaya geldiniz. Cazı Amerika'da sevdiniz, hayatınızı kazanmak için resimlediğiniz Western dünyasını Amerika'da tanıdınız ve bu ülkenin yaşam tarzıyla büyüdünüz. Zengin Rus kökleriniz ile Amerikalılık olgusunu nasıl birleştirdiniz? Anne ve babanızla nasıl bir aile yaşamınız vardı ve şu anki aileniz nasıl?
Rus köklerimin benim için hiçbir anlamı yok. Hayatım boyunca onları hep görmemezlikten gelmeye çalıştım. Ben bir Amerikalıyım. Rus tarafım kaza eseri olmuş. Şöyle bir baktığımda onları sevmediğimi, onlarla hiçbir ilgimin olmadığını görüyorum. Evde sürekli Rusların ne kadar önemli, ne kadar büyük olduklarını dinleyip durdum. Ailem, Moskova'nın en zengin insanlarının arasından geliyordu. Bu askeri bir mertebeydi ve onlar için her şeyin üzerinde önemi vardı.
Tabii Amerika'ya geldiklerinde talih tersine döndü ve buraya ayak uydurmayı başaramadılar. New York'un Harlem bölgesinde yaşamak büyük bir değişiklik!
Rus olmanın bana verdiği en büyük keyif, klasik müzik. Bir caz hayranı olmama rağmen Tchaikovsky'nin, Rachmaninoff'un ve diğer klasik müzik bestecilerinin eserlerini takdirle karşılıyorum.
Şu anki aile yaşamıma gelince, müthiş bir başarı öyküsü diyebilirim! Yaklaşık 60 yıldır beraberiz ve 8 çocuğumuz var. Birbirimiz için her zamankinden daha çok çıldırıyoruz. Evliliğimle gerçekten ve tam anlamıyla kutsanmışım. Eşim, İrlandalı duruşuna sahip ve çeyreği de Hintlilerin Cherokee kabilesinden. Vauv! Ne karışım ama!
- İkinci Dünya Savaşı sırasında Avrupa'da askerliğinizi yapıyordunuz. Nasıl bir tecrübe yaşadınız? Sanatınızdaki olağanüstü tarzı yaratırken, o yıllarda deneyimlediklerinizden yararlandınız mı? O denli korkunç ve gerçek bir savaş sahnesinin ardından, hayat görüşünüzde değişiklikler oldu mu?
Ordu ve Hava Kuvvetleri deneyimim iyilik içindi. İtalya'ya yerleştirilmiştim ancak ben gittiğimde savaş bitmişti. Bu yüzden herhangi bir çatışmaya dahil olmadım. Ayrıca İtalya'da hava, Amerikalılar için harikaydı. İtalyanlar bizi çok sevdiler. Bu tecrübe benim için askeri bir görevden çok, uzun bir seyahat gibi oldu. Pek tabii, ülke, savaşın psikolojik yıkımını yaşıyordu. Bunu görmek de 18 yaşında bir genç için son derece ürkütücüydü. Başka söylenecek bir şey yok. İtalyanları ve İtalya'yı her zaman seveceğim.
- Eşiniz Carol ile birlikte bu tehlikeli ve ürkütücü dünyaya tam 8 çocuk getirdiniz. Çocuklarınız arasında sizin yolunuzu takip eden ve ressam olmaya karar verenler oldu mu? Böylesine değerli bir sanatçının çocukları olarak, nasıl birer hayat seçtiler?
Sekiz çocuğumdan üçü, sanatsal eğilimlere sahip görünüyorlar. Sanat dünyasında iyi iş yapıyorlar. Yine de hiçbirinin mükemmel bir sanatçı olmak için yeterince arzulu olduğunu düşünmüyorum. Ondan zevk alıyorlar ve onunla mutlu oluyorlar. Ayrıca bana kesinlikle büyük bir sanatçı gözüyle bakmıyorlar. Onlara göre ben sadece babalarıyım, hepsi bu. Sanırım çoğunlukla, hayatlarından çıkmamı tercih ediyorlar. Çocuklarla aram çok da iyi değil. Benim asıl can dostum ve eleştirmenim karım. Tabii ki sekiz çocuğumu da çok seviyorum ama galiba onları ne kadar az görürsem o kadar mutlu oluyorum!
- Ne yazık ki dijital teknolojinin başdöndürücü hızı, elle yapılan illüstrasyonların azalmasına ve 'illüstrasyon' alanının, bir anlamda ruhunu kaybetmesine neden oldu. Sanatını, fırça ve boyalarıyla icra eden biri olarak, illüstrasyonun geleceğini nasıl görüyorsunuz? Günümüzün dijital tarzlarından hoşlanıyor musunuz, yoksa siz de eski günleri özleyenlerden misiniz?
İllüstrasyon her zaman vardı ve her zaman da olacak. İllüstrasyonun temeli, hikaye anlatmaktır. Şahsen çok fazla hoşlanmam. Hikaye anlatmak isteseydim resim yapmak yerine yazı yazardım. Benim için hepsinden daha doğru olan sıfat, "resim yapan kişi"dir. Hikayeyi önemsemem. Ben, izleyicinin, gördüğü resmin hikayesini kendi kafasında oluşturmasını isterim. Benim için önemli olan budur. Bugünün önde gelen illüstratörleri ve ressamları, size, kendi hissettiklerini anlatmak için çılgınca çaba gösteriyorlar. Ve tabii kendilerini anlatıyorlar! Bunun sonucu olarak da, yaptıkları resimler hakkında değil, kendi haklarında bilgi sahibi olmanızı amaçlıyorlar. Bence iyi bir sanatçının işi, kararı izleyiciye bırakmaktır. İzleyici, denklemin diğer tarafıdır!
İşte resmi sadece bir illüstrasyon olmaktan çıkarıp gerçek bir resme dönüştüren şey, izleyicinin, ressamla veya ressamın aklındakilerle uğraşmadan "hikayeye" kendi kendine karar verebilmesidir. O resme yeniden ve yeniden dönüp bakma isteğini yaratan şey de budur. İyi bir resim sizi rahat bırakmaz. Eliyle yanına çağırır. Tekrar onu görmeye gidersiniz. Sonra tekrar, ve tekrar... Her seferinde de farklı şeyler anlayıp hissederek. Eğer gerçekten iyiyse, daha önce hiç görmediğiniz şeyleri görmeye başlarsınız.
Dijital çağın, resim üzerinde etkisi olup olmadığına gelince... Bence yok. Resim yapmak çok kişisel bir şey. Herhangi bir mekanik ya da teknik aygıtın onun varlığını tehdit edebileceğine inanmıyorum. Ayrıca yöntem de hiç önemli değil. Bana, bakmak isteyeceğim, tekrar tekrar başına gidip yeniden izleyeceğim bir şey çizin yeter.
- Göz alıcı tarzınız, artistik fırça darbeleriniz ve ışığı kullanmadaki ustalığınız ile izleyicileri büyülüyorsunuz. Alanınızda "yalnız bir kurt" olduğunuzu söylemişsiniz. Yine de sizi etkileyen bazı sanatçıların ve sanat akımlarının olduğunu tahmin edebiliyoruz. Bu isimleri bizimle paylaşır mısınız?
Tabii beni etkileyen bazı sanatçılar oldu. Bu da yine kişisel ve herkes için farklılık gösterebilecek bir konu ama bana göre bugün, yaşayan iki büyük sanatçı var. Biri James Reynolds, diğer ise bir heykeltraş olan George Carlson. Her ikisi de yüzlerce, binlerce ressam ve illüstratöre ilham vermişlerdir. Bugün batı sanatında atılan her beş fırça darbesinden üçü James Reynolds'a aittir. İşlerinin sürekli olarak birileri tarafından kopyalanması yüzünden yorulmuş ve hasta olmuş olmalı! Gerçek bir dev, gerçek bir ressam. Dünyanın hiçbir yerinde eşi yok. Şu an oldukça yaşlı ve sağlık sorunları nedeniyle verimliliğini yitirmiş durumda. Çok şaşırtıcıdır ki Reynolds, hiçbir zaman hakettiği parayı kazanamamıştır ve beslediği onca sanatçı olmasına rağmen kimse ondan bahsetmemektedir. Her iş için ufukta yeni "yıldızlar" görünüyor ama hiçbiri onun fırçalarını bile yıkayamaz.
Ve tabii bir de, nispeten daha genç olan heykeltraş George Carlson. Benim pek heykelle ilgim yoktur, fakat George'un eserlerinden birini gördüğünüz anda bildiğiniz her şeyi unutursunuz, gördüğünüz diğer bütün heykeller size amatörce yapılmış gibi gelmeye başlar. Tahmin edebileceğiniz gibi onun da işlerini kopyalayanlar çok olmuştur.
Yaptığım işe yön veren başka birkaç isim de oldu tabii. En büyük favorilerimden biri Frank Tenny Johnson'dır. Alaylı olduğum için büyümek ve gelişmek için herkesi ve her şeyi kullanmaya çalıştım. Bugün, daha önce gördüğüm her şeyi kafamdan silmeye çalışıyorum. Çok çok zor bir şey ama sanırım kendi içimde, sadece bana ait olan bazı şeyler buldum. Umut verici görünüyor.
Yine de denemeye devam ediyorum. Resim yapmakta olduğum kırk yılı düşündüğümde, gerçekten sevdiğim sadece on tane resmim olduğunu görüyorum. Diğerleri ya 'olsa da olur, olmasa da olur' dediklerim, ya da hiç yapmamış olmayı dilediklerim... Geçen bunca yıla rağmen bunları düşünüyor olmak üzücü tabii ama, belki de güçlü ve sağlıklı bir ilerleme için doğru olan da bu. İyi bir resim yapmak çok zordur.
- Rus köklerine sahip bir sanatçı olarak caz müziğini Amerika'da sevdiniz ve onu, hayatınızın en önemli ilham kaynaklarından biri yaptınız. Müzik, çalışmalarınızı nasıl etkiliyor? Klasik müziği, özellikle de Rimsky Korsakov, Mussorgsky, Tchaikowsky ve Rachmaninoff gibi Rus bestecileri dinliyor musunuz?
Caz, dinlediğim ilk müziktir ve bugünlerde ölmüş gibi görünse de benim için hala en iyisidir. Artık caza gerçekten "ihtiyaç" yok. Çünkü caz icra etmek zordu. Bugün müzik yapan değil gürültü eden birkaç çocuğu getiriyorsun, yaptıkları iş, çalışmanın, çabanın ve tutkunun yerini alıveriyor. Para ve şöhret motor, sözde "müzik" ise araç. Caz, sizi çalışmaya iterdi. İyi caz sanatçıları gerçekten iyilerdi. Öylesine iş yapan veya ünlü olmak için çabalayan kişiler değillerdi. Cazı var eden şey, o yüzde yüzlük çabaydı. Yüzde yüz çaba göstermezseniz kaybolup giderdiniz. Bugün, kişilikler ve görünüşler dışında böyle bir standarttan söz edemiyoruz. Tabii ki klasikler hala, aynı sebeplerden buradalar ve yaşamaya devam ediyorlar. Cazı seviyorum çünkü onun çalındığı yerde büyüdüm. Her zaman en iyisini dinledim. Oradaydım! O yüzden de ona hayran oldum. Resim yaparken caz dinlerim, işlerimin daha iyi olmasını sağlar. İyi caz müziği dinlerken içimden sürekli gülümsemek gelir. Daha ne diyebilirim ki!
- Harlem'de doğdunuz, ardından çeşitli serbest işler için Detroit'e, Şikago'ya, Minneapolis'e ve Oklahoma City'ye gittiniz. Bugün ise Teksas'ın Austin bölgesinde yaşıyor ve çalışıyorsunuz. Neden Teksas'ı seçtiniz? Bu eyalet haritadan silinseydi, nerede yaşamak isterdiniz?
Teksas'ta yaşıyorum, çünkü Teksaslıları seviyorum. Çok iyiler ve tamamen gerçekler. Tabii içlerinde çok cahilleri de, çok zekileri de var, ama Teksaslıların içtenlikleri, burayı gerçekten yaşanası bir yer haline getiriyor. Tek şikayetim, başka eyaletlerden buraya çok fazla insanın geliyor olması. Yine de ben yalnız bir kurt olduğum için onlarla pek ilgilenmiyorum. Ayrıca Teksas, benim işim için iyi bir çevreye sahip. Western kültürü, yani temel olarak bizim tarihimiz ile ilgili şeyler burada çok gidiyor. Daha mutlu yaşayabileceğim bir tek yer daha yok.
Eğer Amerika'dan ayrılmak zorunda kalsaydım, büyük ihtimalle İtalya'ya giderdim. Sıcak ve dürüst insanlar. Bana, bir eldivenin ele uyduğu gibi uyuyorlar.
- Çoğu sanatçının hayal ettiği büyük projeler vardır. Bazıları bu hayalleri gerçekleştirir, bazıları gerçekleştiremez. Sınırsız bir bütçeniz olsaydı, siz ne tür bir rüya proje üretmek isterdiniz?
Bence bunun bütçe ile ilgisi yok. Benim rüya projem, gerçekten sevdiğim ve hatasını bulamadığım bir resim yapabilmektir. Bu, tırmanılması gereken bir dağ gibi. Benim rüyam bu, fakat tabii ki bir sanatçı olarak oraya ulaşmam mümkün değil. Bunun dışında her şeyim var, hayatta sahip olmak isteyip olamadığım bir şey yok.
- Bak Dergisi'nin 13. sayısında konumuz "Korku." Bu sözcük size neleri ifade ediyor?
Korku... Bilmem! Hiç düşünmedim. Yıllardır korkuyu yaşamadım. Ama eğer yaşarsam karımla konuşurum ve geçer gider...