Çocukluk yıllarının, sanatçının hayatındaki en önemli dönemlerden biri olduğu söylenir. Bize o yıllardan söz eder misiniz?
Ben Paris'te doğup büyüdüm. Babam illüstratör, annem ise yazardı. Sanırım yaratıcı çevreye erken yaşlarımda girmiş oldum. Annem New York'lu olduğu için yaz tatillerimin çoğunu Harlem'de geçirdim, Amerika'da geniş ailemi ziyaret ettim, 80'li ve 90'lı yılların New York'unu ve özellikle Harlem'ini keşfetme olanağı buldum. Öylece oturup büyükannemden hayat hikayesini dinlerdim. Bir harikaydı. Onu kaybettiğimizde 103 yaşındaydı. Sonunda 1996'da New York'a taşındım. 5-6 yaşlarıma kadar eski bir Mickey Mouse bebeğini oradan oraya götürdüğümü hatırlıyorum. Daha sonra bozuldu ve yıprandı. İlk derin üzüntümü o zaman yaşamıştım. Neyse ki tamamen kaybolmadan onu çizdim. Hayatımda hatırladığım ilk çizimim oydu.
Çocukluk anılarımda yer alan anneme, babama, aileme ve arkadaşlarıma teşekkür ediyorum. Şunu kesinlikle söyleyebilirim ki; zaman zaman maddi sıkıntılar yaşasak da daima hayattan zevk alarak büyüdüm. Çocukken çok kahkaha attım ve hala da gülümsüyorum.
"Şehir manzarasına bakarım ve bir figür görürüm" diyorsunuz. "Paesaggio del viso" (Yüzün Manzarası) adlı serginizin çıkış noktasını da bu söz oluşturuyor. Hem New York'ta, hem de Paris'te yaşayıp çalışıyorsunuz. Biri görsel sanatların merkezi, diğeri ise doğup büyüdüğünüz yer. Sizin için bu iki güzel şehir arasındaki en önemli farklar neler? Onlara baktığınızda nasıl bir yüz ifadesi görüyorsunuz?
Paris, içinde yaşamaya gücü yeten için, hayattan daima zevk alabileceği eski ve güzel bir şehir. Dünyanın en büyük, en zengin müzelerinden biri. Bence New York ise sürekli, durmayan bir hareket içindedir. Asla uyumayan bir şehir. Büyük bir hızla hareket eder ve sürekli kendini yeniden keşfeder. New York bir uyuşturucu maddedir. Ve ben onun bağımlısıyım.
Henri Matisse, "Gerçekten yaratıcı ressam için bir gül resmi yapmaktan daha zor bir şey yoktur. Çünkü bunu yapmadan önce o güne kadar çizilmiş bütün gül resimlerini unutması gerekir." diyor. 30'lu yaşlarında kendi tarzını yaratmış bir ressam olarak bize ilham kaynaklarınızdan söz eder misiniz? Sizi en çok hangi sanatçılar ve sanat akımları etkiliyor?
Benim için bu soruya tam olarak yanıt vermek gerçekten çok zor. Aklımda belli bir akım yok fakat beni diğerlerinden daha çok etkileyen ve harekete geçiren bazı isimleri saymam gerekirse; Van Gogh, Rembrandt, Corot, Soutine, Giacometti, Rothko, Freud, Bacon, De Stael ve Dogon tribal sanat diyebilirim. Bir konunun serbestliği, parçalara bölünmesi ve bulanıklılığı beni baştan çıkarıyor.
Son derece artistik bir tarzınız var. Eserleriniz, bir yandan gerçekçi bir yapıya sahip klasik resimler gibi görünürken diğer yandan modernlikleri ve özgün çizgileriyle fark yaratıyorlar. Basit ve sıradan yüzler, başında saatler geçirebileceğimiz derin ve anlamlı birer sanat eserine dönüşebiliyor. Hiçbir sınırlamanız olmasaydı, resimlerinizi nasıl sergilemek isterdiniz? Nasıl bir galeri yaratır ve onu nasıl ışıklandırırdınız?
Resimlerimi; tavanı donmuş cam ve çelikle kaplanmış, eski ve işlevsiz bir uçak fabrikasında 25 feet (7.62 metre) yüksekliğinde görmek isterdim. Northern ışığıyla aydınlatılmış dev bir galeri. Öylesine büyük ki Gulliver'in içeri girerken eğilmesi gerekmiyor. Resimlere bakmadan kendi boyuna uygun Bauhaus tarzı kollu bir sandalyede rahatça oturabiliyor.
Bir yandan da resim öğretmenliği yaptığınızı biliyoruz. Öğrencilerinizi kendi tarzlarını yaratmaları ve sizin etkinizde kalmamaları için nasıl motive ediyorsunuz?
Doğrusu şu sıralar kendimi tamamen resimlerime verdim ve öğretmenliği bir süreliğine askıya aldım. Öğrencilerime, birer sanatçı olarak içlerindeki sesi dinlemelerini ve geliştirmelerini öğretirim. Kendi içgüdülerine güvenmelerini, sabırlı olmalarını ve kendilerini yaptıkları işe adamalarını...
Sanatçı için teknik ve mantık olarak resim ve illüstrasyonun, müşteri faktörü dışında farkı yoktur. Ancak günümüzde, resim ve illüstrasyon arasında ciddi bir ayrım yaratıldığını gözlemliyoruz. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Bunlar, ticari açıdan bakıldığında aynı anda uyum içinde var olmayan iki alan. İllüstrasyon, illüstratör ve sanat yönetmeni arasında bir işbirliği çalışmasını gerektirir. Ressamlar ise, aynı malzemeyi kullansalar da kendileri için çalışırlar. Tabii ressamların da; bir galeri sahibi veya küratör tarafından baskı altında tutuldukları ve özgürlüklerinin kısıtlandığı noktalarda illüstratörlerle benzer sıkıntılar yaşadıkları savunulabilir.
Dünyaca ünlü ressam Pablo Picasso, "Çocukken annem bana 'Askerliği seçeceksen general olmalısın. Rahipliği seçeceksen Papa olmalısın' derdi. Bunların yerine ressamlığı seçtim ve Picasso oldum" diyor. Üstün yeteneklere sahip, eserleri çeşitli yayınlarda yer bulmuş ödüllü bir genç ressam olarak şöhreti önemsiyor musunuz?
Kendimi 'ünlü' olarak görmesem de işlerimin insanların ilgisini çekmesi bana büyük cesaret veriyor. Bence bu, bir sanatçının gelişmesi ve ayakta kalıp üretmeye devam edebilmesi için çok çok önemli. Doğruyu söylemek gerekirse çok şaşırdım. Şöhret kesinlikle bir üstünlük göstergesi değil. Resmin peşinden koşmak ve onu keşfe çıkmak beni tüketti.
Tarihin bir bölümünü silmek gibi bir şansınız olsaydı, hangi zaman dilimini seçerdiniz?
Tarihten herhangi bir bölümün tamamını silmezdim. Onun yerine geçmişte yaşanan bazı olayların gerçekleşmesini engelleyebilme gücüne sahip olmak isterdim.
Bu sayımızın konusu "Hayal". Bu sözcük size neyi ifade ediyor? Gelecek için sizin de hayalleriniz var mı?
"Hayal" sözcüğü bana "Umut" kavramını düşündürüyor. Gelecek için çok sayıda hayalim var ve bunlardan küçük bir bölümünün de olsa gerçek olacağını umuyorum.
"Resimlerimi; tavanı donmuş cam ve çelikle kaplanmış, eski ve işlevsiz bir uçak fabrikasında 25 feet (7.62 metre) yüksekliğinde görmek isterdim. Northern ışığıyla aydınlatılmış dev bir galeri. Öylesine büyük ki Gulliver'in içeri girerken eğilmesi gerekmiyor."
- Jerome Lagarrigue / Bak 07