Bak Dergisi'ni Facebook'tan da Takip Edin!
Facebook'ta Bak'ın hayranı olabilir veya Bak Dergisi grubuna katılabilirsiniz!

interviews

Ara:
Sayı Seç:
Bak | 05 Röportajları
Sizinle de röportaj yapmamızı ister misiniz? Bize ulaşın.

rastgele

rastgele
Ercan Akyol
İllüstratör { - }
Ercan Akyol

Makedonya'nın Üsküp şehrinde dünyaya geldiniz ve İstanbul'un önemli sanat okullarından Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nin Grafik bölümünden mezun oldunuz. Türkiye'deki sanat eğitimini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Eğitimde;eğitim veren kadar alanın da niteliği önemlidir. Düne göre ülkemizde sanat etkinlikleri hayli arttı. Başta İstanbul olmak üzere bianeller, film festivalleri, sanat fuarları gibi önemli kültür etkinlikleri organize ediliyor. Pera Müzesi, Sabancı ve İstanbul Modern Sanatlar müzelerinin bünyelerinde düzenledikleri kapsamlı özel sergiler, söyleşiler, paneller azımsanmayacak şeylerdir, sanat adına...

Bunları şunun için söylüyorum; sanat yaşamla kucaklaşırsa, yaşamımızda gereksinme olursa anlam ve işlev kazanır. Sanatın üretilmesi kadar tüketiliyor olması da (izleyicisiyle buluşturulması, yeni izleyici yaratılması bağlamında) önemlidir. Sanatı üretenlerle tüketenlerin dinamiği sanatın motorudur. Yoksa eğitim kurumları nihayetinde üst yapı kurumlarıdır. Nitelikli olmaları fazla anlam ifade etmez diye düşünüyorum. Son olarak şunu söylemek mümkün; Türkiye’de sanat eğitimi, sosyal, kültürel oluşum ve gelişim azımsanmayacak devingenlik içinde.

Politika içerikli günlük karikatürler çizmeye 1982 yılında Güneş Gazetesi'nin "Arka Pencere" köşesinde başladınız. Bugün; Ercan Akyol çizgisi, Milliyet gazetesinde aynı pencereden izleyicilerine ulaşmaya devam ediyor. Günlük karikatür köşesi yaratmanın ve bu köşeyi 25 yıla yakın zamandır aynı kaliteyle sürdürebiliyor olmanın sırrı nedir?

Özellikle kalitatif yönden karikatürlerime yaptığınız değerlendirme için teşekkür ederim. Umarım öyledir. Bu konuda bir şey söylemem doğru değil. Ama şunu söyleyebilirim, yaptığım işte daima samimi ve dürüst oldum.İnandığım doğrultuda çizdim. Editöryal karikatürün varlık nedeni muhalifliktir. Gücünü haklı olmaktan, doğru olmaktan alır. Haklıdır çünkü haktan yanadır, yalana karşı doğrudan yanadır. Sömürüye karşı sömürülenden yanadır, savaşa karşı barıştan yanadır. Çizer muhalifliğinde samimi ise olayın trajik gerçeğinden mizaha varır. Bunun için çizeceği konu hakkında bilgi sahibi olmalıdır ki fikir üretebilsin. O zaman yaptığı karikatür görevini yerine getiren karikatür olur, olayı deşifre eder. Özünde eleştiri yoksa politikacının çizildiği her karikatür siyasi değildir. Daha komik olsun diye sulandırılmış, temasından çok komiğin öne çıkarıldığı karikatürler sahte muhalefet yapan karikatürlerdir. Hatta bu karikatürler sorunu kanıksamamıza, onunla yaşamaya alışmamıza hizmet ederler bile diyebiliriz.

Melih Aşık, "Günlük karikatür, bir gün sonra ölmeye mahkum bir sanat kelebeğidir" diyor. Yıllardır, samimi çizginizle her gün yeniden doğan bu sevimli kelebekleri kitaplarınızla ölümsüzleştiriyorsunuz. Kısa süre önce raflardaki yerini alan dördüncü kitabınızdan söz eder misiniz?

Son kitabım ‘’Çiziyorum 2005’’ Çınar Yayınları'ndan çıktı. Gazetem Milliyet’teki bir yıllık süreçte oluşturduğum skeçleri 2003’ten beri kitaplaştırıyorum. Haliyle AKP iktidarına tekabül eden süreç bu.Yani Türkiye’nin ABD, AB ve IMF kıskacında her geçen gün biraz daha kaosa sürüklendiği süreç. Kitabım bu süreci anlatan karikatürlerden oluşuyor. Karikatüristler zamanlarının tanıklarıdır. Kitaplaşan karikatürler zamana tanıklık etmesi nedeniyle yarınlar için iyi bir döküman oluyor.

Bazen karikatürlerin; büyük puntolarla yazılmış manşetlerden ve sayfalar dolusu yorumlardan çok daha etkili ve vurucu olduğunu gözlemliyoruz. Bu durum, özellikle politik karikatürlerde kendini gösteriyor, politikacılar ile karikatüristleri sıkça karşı karşıya getiriyor. Başbakanın, kendisini 'kedi' figürüyle tasvir eden karikatürün yayınlandığı dergiye tazminat davası açması, son dönemde tanık olduğumuz en ciddi örneklerden biri. Siz bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?


Karikatür metafor sanatıdır. Karikatürü çizilen kişi, kağıt üzerinde soyutlanmış, başka insan olmuştur artık.Yani kurgulanmış bir dünyanın figürüdür. Bu bağlamda bakılırsa karikatüre kızmanın anlamsızlığı ortaya çıkar. Karikatür irrasyonel bir şeydir. Onun için karikatüre kızan insanın, gölgesine kızan insandan farkı yoktur. Ülkemizi yöneten insanlar açısından bakınca bağnaz yöneticilerin bağnazlıkları arttıkça mizaha hoşgörüleri de ters orantılı olarak azalmaktadır. Başbakanın karikatüre öfkesi bunun göstergesi olsa gerek.

Ülkenizin en çok okunan gazetelerinden birinde çiziyorsunuz. Zaman zaman karikatürlerinize müdahale edilmesi, sansür uygulanması kaçınılmaz gibi görünüyor. Böyle olaylar yaşıyor musunuz? Yanıtınız "evet" ise söz konusu durumun ortadan kalkması için sizce nasıl bir ortam yaratılması gerekiyor?

İzninizle sorunuzda "sansür uygulaması kaçınılmaz gibi görünüyor" bu sav amacının dışına çıktığı için düzeltmemiz yerinde olur sanırım. "Sansür kaçınılmaz değildir." Kaçınılması gereken şey sansürün ta kendisi olmalıdır. Malesef bugün medyanın önemli kısmı iktidarın güdümündedir. Bu medyanın zaman zaman yaparmış gibi göründüğü muhalefet göstermeliktir. Temel sorun basının muhalif görevini bugün için yeterli düzeyde getirememesi. Muhalefet yapamayan bir medyada yazan, çizen insanların en hafif deyimiyle muhalefet yapma özgürlüğünün sınırlı olacağı kuşku götürmez. Yazar, çizer için elbet bu iç açıcı bir durum değildir. Ne var ki? Bu, dünyada da böyle. Bu durum aşağı yukarı dünyada da böyle, bize özgü değil. Birkaç ay önce "Aydın Doğan Karikatür Yarışması" jürisi için ülkemize gelen ünlü Amerikalı çizer Steve Brodner ile konuşuyordum. Gazetede çizdiğim karikatürleri yazı işleri ön denetimi olmadan çizdiğimi söyleyince çok şaşırdı. Boğazımı iki eliyle sıkarak "şimdi seni boğabilirim" diye benle şakalaşarak benim durumuma ne kadar gıpta ettiğini belli etti. Sonra ben de ona o kadar kıskançlık yapmasına gerek olmadığını son zamanlarda karikatürlerimin bazılarının elimine edildiğini söyledim. Bizlerin de yakında ABD’li karikatürcüler gibi denetime tabi olacağımızı söyleyerek onu şakadan rahatlattım.

Dünya oldukça zor bir dönemden geçiyor. Ortadoğudaki kriz her geçen gün büyüyor, bölge için yeni haritalar çiziliyor, siviller ölüyor, Afrika'da yaşanan dram sürüyor... Örnekleri çoğaltılabilecek tüm bu olaylar karşısında; dünyanın, karanlık ve mutsuz bir geleceği karşılamaya hazırlandığını görebiliyoruz. Siz; ülkeniz ve insanlık için nasıl bir gelecek öngörüyorsunuz?

Sorunuz, içinde cevabını da barındırıyor aslında. İnsanın iyimser olmaması için sadece Ortadoğu'ya bakması yeterli. Dünya güncelinde Ortadoğu'daki son gelişmeler, "BOP" projesini emperyalist güçler tarafından uygulamasıdır. Amaç enerji kaynaklarına el koymak ve bölüp yönetmektir. İsrail’in sadece Beyrut’a saldırısında binden fazla sivil insan öldü. Üstelik bunun 1/3’ü çocuk, çok korkunç bir şey. Ondan da korkuncu dünyanın bu katliama sessiz kalması. Nerde çağdaş uygarlığın temsilcisi Avrupa? Nerede Birleşmiş Milletler? İşte insanlığın sınıfta kalışının fotoğrafı... Dünya güncelindeki bu ve buna benzer olayaları değerlendirdikten sonra ‘’insanlık için’’ geleceği olumlamak zor. Ama her ne şartta olursak olalım "Umut" bugüne göre yarının biraz da olsa iyi olmasıdır diye düşünüyorum. Zaten mizahın da mizahçının da görevi umudu yarınlara taşımaktır.

Polonyalı roman yazarı Joseph Conrad, karikatürü tanımlarken "Ciddiyetin bedenine esprinin yüzünü yerleştirmek" ifadesini kullanıyor. Siz sanatınızı nasıl tarif ediyorsunuz? Sizce karikatür nedir?

Geniş çerçeveli tanımlar sınırlayıcı olmadıkları için daha çok hoşuma giderler. Bu bakımdan karikatüre "mizahın çizgiyle yapılanı" demek yeterli bence. Bu konuyu usta karikatürcü Ronald Searle’nin "Karikatür büyük sorumluluklar getiren küçük bir sanattır" sözüyle bitirelim.

17. yüzyıl kaynaklarına göre karikatürün bağımsız bir sanat formu olarak tanımlanması, Bolonyalı çizer Annibale Carracci'ye dayanıyor. Avrupa'nın çeşitli ülkelerinde düzenlenen karikatür yarışmalarında ödül kazanmış bir çizer olarak; icra ettiğiniz sanat dalına Avrupalıların bakış açısıyla ülkenizdekileri karşılaştırdığınızda nasıl bir tablo görüyorsunuz?

Esasında bizim karikatürümüz doğudan çok batıya yakın. "Avrupalıların bakış açısı"nı değerlendirmek için Avrupa dendiğinde ne anladığımız önemli. Avrupa’da karikatür homojen bir yapı göstermiyor. Kuzeyinde başka, kara Avrupasında başka, Balkanlarda başka... Bu başkalıklar çerçevesinde Türkiye’de karikatürün kendi ‘’başkalığıyla’’ çok Avrupalı bir karikatür olduğunu düşünüyorum.

Herblock adıyla da tanınan Amerikalı karikatürist Herbert Lawrence Block şöyle diyordu; "Şu çizim kalemlerini bulmak her geçen gün daha da zorlaşıyor. Bir şey gerçekten iyiyse onu mutlaka bir gün ortadan kaldırıyorlar." Günümüzde resimden illüstrasyona, karikatürden fotoğrafa kadar her alanda dijital teknolojinin gövde gösterisini izliyoruz. Geleneksel yöntemlerle çalışmayı tercih eden, fırça ve boyayla resim yapıp analog makineleriyle fotoğraf çeken sanatçılar, bilgisayar destekli çizim tabletlerine ve dijital fotoğrafçılığa tepkiyle yaklaşıyorlar. Bu değişimin geleceğini siz nasıl görüyorsunuz? Karikatürlerinizi renklendirirken teknolojiyi kullanıyor musunuz?

Sanatçının malzemesine dokunması, kağıdının, tuvalinin dokusunu parmaklarıyla hissetmesi, boyanın kıvamını hatta kokusunu duyumsaması hoş bir duygu olmanın yanı sıra, yaratma eylemine katkısı da vardır. Malzemenin duyumsanması sanatçıyı harekete geçiren bir unsurdur da... Bütün bunlara rağmen teknolojik gelişmenin getirdiği sınırsız olanaklara dudak bükmek aymazlık gibi geliyor bana. Bilgisayar teknolojisi öylesine gelişti ki, kağıt, tuval dokusu, fırça, pastel, boya tadı, birçok tadı püskürtme ve benzeri birçok efekti kullanmak mümkün. Hem de bunları yaparken sayısız deneme yöntemi kullanmanız olası. Bilgisayarın bitmeyecek olanakları var... Bakın bu röportajı da bilgisayar üzerinden yapıyoruz.

Geleneksel yöntemin temel özelliği, elde orjinalin olması. Bilgisayar teknolojisinde üretilen yapıtlar bir anlamda sanaldır. Ama bu bilgisayarın kenara itilmesini gerektirmez. Bence elle yapılan yapıtlar her zaman değerini koruyacak ve yapılmaya da devam edeceği gibi bilgisayarla üretilen yapıtlar da yaşamımızda yaygınlaşarak etkisini arttırmayı sürdürecek. "Video sanatı" diye bir şey sanat disiplinlerine girmişken bu konu tartışma olmaktan çıkmalıdır bence. Evet, teknolojiden öğrenebildikçe yararlanmaya çalışıyorum. Karikatürlerimi Photoshop'la boyuyorum.

Sanat tarihinin hangi döneminde, hangi sanatçılarla birlikte aynı masayı veya atölyeyi paylaşmak isterdiniz? Sizi etkileyen isimlerden söz eder misiniz?

Rönesans’ın Floransa’sında Leornado, Michelangelo, Rafello ile beraber olmak hoş bir hayal. Karikatürde kimi sadece beğendiğim, kimi de beğenip etkilendiğim isimler; Saul Steinberk, Tomy Ungerer, Ronald Searle, Sempe, Bosc, Pat Oliphant, Ralp Steadman ve Horst Haitzinger. Grafikte ise Milton Glaser, Aubrey Beardsley, Horst Jassen, Andrea François ve Franoiszek Stearowieyski.

"Geniş çerçeveli tanımlar sınırlayıcı olmadıkları için daha çok hoşuma giderler. Bu bakımdan karikatüre "mizahın çizgiyle yapılanı" demek yeterli bence."

- Ercan Akyol / Bak 05
  • Her zaman Ercan Akyol'u beğenmişimdir. Başarılarının devamını dilerim...

    Cem Kongur
  • * maks. 200 karakter
  • Gönder