Birleşmiş Milletler’in İnsan Hakları Makaleleri için harika afişler tasarladınız. İnsan haklarının dünya genelindeki durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu afişler hakkındaki kişisel fikrim, Afrikalıların sürekli olarak nasıl portrelendiği ve benim bu konuda hissettiğim yabancılaşma duygusu sayesinde gelişti. Birçokları için, Afrika nefret, şiddet, cesetler ve yozlaşma yüzünden mahvedilmiş bir kıta imajı demek. Bu görüntüler bir kenara bırakıldığındaysa, kıtanın başka hiçbir kimliği kalmıyor.
Ve evet, bir Afrikalı olarak hayatımı çoğu bölgesinde kan ve gözyaşı yüzünden insan haklarını tadamamış bir kıtada yaşıyorum, çünkü sürekli kriz ve karmaşanın bıraktığı umutsuzluk içinde yaşıyor bu insanlar.
Uyarı - Nerede olursak olalım, birbirimizi nasıl taciz edip sömürdüğümüzü gözardı etmeye devam edersek hepimiz kendi insanlık dışı durumumuz yüzünden yok olacağız.
İnsan haklarına saygı duymadan, gerçek gelişim sağlanamaz.
Bu afişlerle, durumumuza kendi gözlerimizden tutkulu bir şekilde bakmayı seçtim. Amacım insan haklarını sadece ihlallerle anmak değil (bunu medyaya bırakıyorum), bu hakları insan ruhu ve zekasının bir kutlaması olarak görebilmek ve bizi saran kültürel farklılıkları vurgulayıp paylaşmaktı. Umdum ki seyirciler imgelerde kendilerini bulsunlar ve tüm kültürler arasından kendi içlerine bakabilsinler - bu medeniyetin temelidir. -
Birçok grafik tasarım dergisi size "Grafik Tasarımının Gerillası" adını yakıştırıyor. Tüm posterleriniz bizi daha barış dolu ve eşit bir dünyaya yönlendirir gibi. Grafik tasarımın kendi başına dünyayı değiştirebilme şansı sizce var mı? Eğer yoksa, daha neler yapılmalıdır?
Tasarım tek başına dünyayı değiştiremeyecek olsa da, tasarımcılar ideolojilerini bir kenara bırakıp yaptıkları işte aktif veya pasif olmayı seçebilirler - ama eğer tarafsızlarsa yaptıkları işin kimlerin çıkarlarına uygun düştüğünü anlamakta dikkatli davranmalılar.
İçinde yaşadığımız ve artık bizi kontrol eden yıkıcı tüketim toplumuna yaptığımız katkıları sürekli inkar etme halinde yaşıyoruz.
Hepimiz, mesleklerimizi dışında tutarak da olsa sorumlu varlıklarız; yani ne kadar yanlış görünürse görünsün hepimiz kendi hareketlerimizden sorumlu tutulmalıyız. Sonuçta, hepimizin seçme hakkı var.
Görsel dilin ustaları olarak istersek bu yeteneği varlığımızı saran alanlarda kullanabiliriz, yani sorumluluk göstererek bizi neyin yaraladığını ya da sömürdüğünü dürüstçe aynen bize satıldığı gibi ikna edici bir biçimde gösterebiliriz.
Benim bakış açıma göre, tasarım bir silahtır, ve eğer kot ve parfüm satmak için kullanılabiliyorsa daha adil demokrasiler ve siyasal zekayı desteklemek için de kullanılabilir. Ayrıca sağlık, çevre ve umarım daha anlayışlı ve barış dolu bir dünya için de kullanılabilir.
Her zaman hatırlamalıyız ki, imgeler fikirleri taşır ama tasarım onları ileriye götürür. Tasarım işi bir bağımsızlık işidir.
Rönesans döneminin büyük heykeltıraşı ve ressamı Michelangelo şöyle diyor, "Mermerin içinde bir melek gördüm ve özgür kalana kadar kenarlarını oydum." Sizin tasarımdaki meleğiniz nedir? Yaratıcı yeteneğiniz nasıl işliyor?
Görsel hazırcevaplık - dünyaya işim aracılığıyla bir cevap yollamak. Alternatif estetik - görme yollarımızı yenilemek için bir girişim ve önyargıyla lekelenmiş olmanın verdiği öfkeyle ortaya çıkan geriye itilmişlik.
Görselin zorluklara etkili ve ruh dolu cevaplar verme konusundaki göz alıcı gücüne güvenmek ve inanmak, yani benim gözlerimle göremeyenler umarım benim bakışımla zenginlik kazanabilir.
Grafik tasarımcı kimliğinizin yanı sıra, film yönetmenliği de yapıyorsunuz. Kısa filminiz "After the Wax"ten söz eder misiniz?
Afrika’da filmin en az içine girilen iletişim aracı olduğu fikrinden hareketle, ben hareket anlatımı ve ses konularını kendi hayal gücümle süsleyerek bunu değiştirmeye ve hikayeler oluşturmaya çalışıyorum.
"After the Wax" 1991 yılında çekilmiş, milliyet ve kimlik kavramlarına kişisel bakış içeren 17 dakikalık bir film. Ölmüş bir adamın bir şiiri etrafında şekilleniyor - hayatının anlamını ve insan varlığını çözebilmek için milliyet kavramını kullanıyor. Onun durumu bizim durumumuzu yansıtıyor.
Film sürecine de aynen tasarım işlerimi yaptığım şekilde yaklaşıyorum, genelde gerçeküstü ve mitolojik bir yanyanalık ve, alışılmamış görüntüler kullanarak izleyicinin bilincini zorluyorum.
Film içten gelen onur ve bilginin sömürgeci politikalar esnasında ve sonrasında nasıl kaybolduğunu anlatır. Daha sonra da bizim açgözlülük ve bencillikle sarmalanmış sorgulanmayan modernite kavramını sorgular.
İşleri sizi hayran bırakan film yönetmenleri var mı?
Djibril Diop Mambety - Senegal
Souleymane Cissé - Mali
Akira Kurosawa - Japonya
Tomas Gutierrez Alea - Küba
Andrei Tarkovsky - Rusya
Çalışırken müzik dinler misiniz?Sizi en çok hangi tür müzik motive eder?
Çalışırken genelde caz, Afrika ve Brezilya müziği dinlerim. Beni en çok motive edense caz, çünkü önceden tahmin edilemiyor.
Müzikten bahsetmişken, geçen yıl İngiltere’de 31. G8 toplantısı yapılırken, aynı anda tüm G8 ülkelerinde Live 8 konserleri verildi. Amaç Afrika’da "açlığı tarihe gömmek"ti. Afrika’ya karşı artan bir ilgi var gibi. Bu konudaki fikriniz nedir?
Bu tip fedakarlık gösterilerine karşı çok alaycı bir bakışım var benim. Her gün, küçük şekilde de olsa yardım edip unutulanlar var, ve bir de fırsatçılar var. Onlar daha çok sahne ışıklarının üzerlerine gelmesini bekleyip "Bana bakın. Umursuyorum. Müziğimi satın alın." G8ler gelir geçer, açlık baki kalır.
Bu sayıdaki temamız "2050". Sizin bakış açınıza göre, dünyanın geleceği nasıl olacak?
Dünya şu an oldukça istikrarsız bir durumda. Ekolojik ve ekonomik sürdürebilirliğimiz sınır tanımayan ve dikkatsiz bir tüketim çılgınlığıyla baltalanmış durumda ki bu tüketim direkt olarak küreselleşme ve temsil ettiği değerler tarafından fişekleniyor.
Eğer karşımızdaki tehlikeleri ciddi bir şekilde ele almamaya devam edersek, 2050 geldiğinde bu düşüncesiz, kendini kayıran yaşam tarzı bize çok pahalıya patlayacak.
"İnsan haklarına saygı duymadan,
gerçek gelişim sağlanamaz."
- C. Maviyane Davies / Bak 04