Gelecek Bak'ın Konusu: Yüz
'Yüz' sözcüğü sana neyi çağrıştırıyor? Düşün, yarat, gönder ve kazan! Ayrıntılar için hemen tıkla!

interviews

Ara:
Sayı Seç:
Bak | 03 Röportajları
Sizinle de röportaj yapmamızı ister misiniz? Bize ulaşın.

rastgele

rastgele
Koray Birand
Fotoğrafçı { www.koraybirand.com }
Koray Birand

Uzmanlık alanınız olarak moda fotoğrafçılığını seçtiniz ve bu konuda gerçekten mükemmel çalışmalar ortaya koyuyorsunuz. İlk dergi çekiminizi 2004 yılının Eylül ayında Marie Claire için yaptığınızı biliyoruz. O gün ile bugün arasında 1.5 yıldan daha uzun bir zaman olmamasına karşın ortaya çıkardığınız işler gerçekten onlarca yılın ve büyük bir tecrübenin ürünü gibi. Bu kadar kısa sürede böylesine profesyonel çalışmalar ortaya koymuş olmanızı neye bağlıyorsunuz?

Aslında ben de dönüp baktığımda gerçekten 1,5 yıl geçmiş olmasına inanamıyorum, bana sanki 10 yıl geçmiş gibi geliyor. Bu sıralar sizin sorunuzu aslında ben de kendi kendime çok soruyorum, nasıl oldu da bu kadar hızlı bir gelişim yaşadım. Açıkcası cevabını tam olarak çözmüş değilim, ancak yapı olarak kendime çok güvenen bir insanım ve hedeflerim var. Aslında hedefim var demek yanlış olur kendime uzun vaadeli hedeflerden ziyade kısa vadeli hedefler koyup, onlara ulaştıktan sonra çıta yükseltmeye çalışıyorum. Etrafımdaki insanların yorumuna göre ise uzun yılların birikiminin yansıması. Ben de tam çözebilmiş değilim.



Ülkemizde en çok satılan moda ve aktüalite dergilerinde fotoğraflarınız yayınlandı, kareleriniz zaman zaman bu dergilerin kapaklarını süsledi. Dergi standlarında kendi çalışmalarınızı görmek size ne hissettiriyor?


Muhteşem bir duygu, zaten bu işin en sevdiğim tarafı çektiğim işleri dergi standlarında, billboardlarda, raketlerde vs. görmek. Avea’nın Öğreneci kampanyası için boksör bir kız çekmiştim. Reklam filminin ardından gece 00:00’da çekime başladım ve çekim yaklaşık olarak 45 dakika sürdü, çekimin ardından 2 kare ajansla birlikte seçtikten sonra hemen rötuşu tamamladım ve teslim ettim. 2 gün sonra yine bir çekimden çıktm ve arabamla eve giderken İstanbul’daki tüm raketler ve billboardlarda çektiğim fotoğrafı gördüm, işte o an kendi kendime bütün İstanbul benim sergim şu an dedim; herhalde bu örnek neler hissettiğimi anlatıyordur diye düşünüyorum.

Her ihtiyacı karşılayabilecek çok sayıda fotoğraf makinesi ve objektif kullanıyorsunuz. Özellikle tercih ettiğiniz ve gönül bağı kurduğunuz bir makine var mı? Dijital fotoğrafçılık teknolojisinin geldiği noktayı ve geleceğini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Aslında vardı demek daha doğru olur. Ben ciddi bir Canon hastası iken çok ciddi şanssızlıklar yaşadıktan sonra bir anda Nikon’a döndüm hatta o kadar şansızdım ki 3 tane yeni lens alıp daha bir kere bile kullanamadım. Şu aralar en çok Hasselblad 503cw ile çekmeyi seviyorum, çünkü sesi, vizörü gerçekten çekimden çok keyif almanızı sağlıyor. Dijitalleşme derseniz sonuna kadar taraftarı olan bir insanım, ama kendi çalıştığım sektörü ele alırsak eğer, bizler Türkiyede zamana karşı yarışan fotoğrafçılarız, çektiğim işeririn hatta özellikle kampanyaların başlangıç ve bitiş süreleri arasında sadece günler var, elbette geniş çalışabildiğimiz işlerimizde oluyor ancak her zaman bir yetiştirme durumu söz konusu, böyle olunca dijital teknoloji kaçınılmaz oluyor. Sürekli bir analog ve dijital tartışması var, tartışanlara baktığım zaman genelde analog fotoğrafı sorgulayanlar konvansiyonel fotoğrafçılar, bana göre photoshopı tanımayanlar veya bilmeyeler. Tabii ki dijital fotoğraf çektiğiniz zaman işlemeniz gerekiyor, aslında film çektiğinizde de işliyorsunuz, filmin türü, banyo sıcaklığı, süresi, kart tipi, vs. vs gibi faktörlerde aslında işlemek değil mi zaten. Bana göre dijital ile film arasında fark yok isteyen istediğini kullanabilir ancak kaçınılmaz olan birşey var ki o da giderek film üreticilerinin bile dijital yatırıma ağırlık vermesi.

Bugüne kadar birçok ünlü isim ile birlikte çalıştınız. Gelecekte en çok kimin modeliniz olmasını istersiniz?

Aslında gelecekte çekmek istediğim bir model yok. Ama çekmek istediğim markalar var. Dior Homme çok çekmek isterim, ya da Prada. Bu markaları iyi çekebileceğime inanmaktayım kendi tarzıma daha yakın buluyorum.

Dış mekan çekimlerinde kendinizi stüdyodaki kadar rahat ve özgür hissediyor musunuz?

Stüdyo ya da dış çekim benim için çok farklı alanlar her ikisinin de kendine göre zorlukları ve avantajları var. Ancak tek sevmediğim kışın yaz yazında kış çektiğimiz için prodüksiyon sıkıntıları yüzünden zoraki bir şekilde stüdyo çekimi yapmak, kısıtlı bütçeler ile stüdyoda çekim yapmak gerçekten kare çıkartmak adına çok zor. Mesela Sarar 2006 Yaz kolleksiyonunun kampanyası stüdyoda bir beyaz duvar önünde çekilmek zorunda kaldı ama fotoğrafları gören hiç kimse bu fotoğrafların stüdyoda çekildiğini anlayamadı, bu keyif verici bir durum ama çekerken ve sonrasında yaşadığımız sıkıntıları anlatmakla bitmez.

Fotoğraflarınızı çektikten sonra ne gibi işlemlere tabi tutuyorsunuz? Rötuş çalışmalarınızda kullandığınız yazılımları ve yöntemlerinizi bizimle paylaşır mısınız?

Aslında bazen hiç bir işleme bile tabii tutmadığım oluyor ama ağırlıklı olarak kullandığım Photoshop ve Capture One Pro var, bazı durumlarda After Effects, Alias Wavefront Maya yardım aldığım yazılımlar oluyor. Yöntemlere gelince ise, işte onu anlatmak çok zor çünkü belli bir yöntem yok, işe göre, fotoğrafa göre bu değişiklik kazanıyor. Bazen fotoğraf baştan yaratılıyor bazen ise seçilip baskıya yollanıyor.

Fotoğrafçı kimliğinizin yanısıra film yapımıyla da ilgileniyorsunuz. Yönetmen koltuğunda oturduğunuz büyük bir sinema filmi yaratmak ister miydiniz?

Yönetmen olmak gibi bir idealim yok, arada bir görüntü yönetmenliği yapmak keyif veriyor. Film çekmenin ayrı bir keyfi var benim için ama bir yere kadar. Film ve fotoğraf birbirinden çok ama çok farklı iki alan. Fotoğraf küçük bir ekiple konsantre çalışılan, oysa film çok kalabalık bir ekiple yine konsantre çalışılması gereken bir alan. Film için alanında usta bir sürü insana ihtiyaç var ki ben hala Türkiye’nin bu alanda daha çok yolun başında olduğuna inanıyorum oysa fotoğraf filme göre bir 10 sene daha ileri. Ben kontrolü elimde bulundurmayı seven bir insanım, bu nedenle film bana daha zor geliyor çünkü herşeyi kontrol etmeniz imkansız. Arada bir özleyip reklam filmlerinde çalışıyorum ama günün sonunda fotoğrafa özlemle kaçıyorum.

Kendinizi, hedeflerinize ulaşmış biri olarak görüyor musunuz?

Hem evet hem de hayır. Evet çünkü bir sene önce Ankara’da kendime hedef koymuştum ve şu an Türkiye’nin en iyi moda fotoğrafçılarından biri olarak anılıyorum. Hayır çünkü daha çok yeniyim ve daha sadece Türkiye’deyim. Bir sene içerisinde çok kampanya çektim ama bir tane bile uluslararası kampanya çekmedim.

Bazı sanat eleştirmenleri, hatta fotoğrafçılar, fotoğrafın sanat olmadığı görüşünü savunuyorlar. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Bu konuda kendimi söz sahibi bulmuyorum çünkü kendime fotoğrafçı diyemiyorum. Ayrıca zaten moda ve reklam endüstrisine hizmet eden birisiyim. Benim çektiğim fotoğrafların altı ay, en fazla da bir senelik ömürleri var. Çektiklerim tüketilmek için çekilen fotoğraflar. Fotoğraf sanatçısı değilim, olmak da istemiyorum. Tüketilen fotoğraflar çekmeyi seviyorum ama bu işimin kolay olduğu anlamına geldiğine de inamıyorum çünkü bu kadar devinimi olan bir işte yaratıcılığını sürekliliğini sağlamak gerçekten çok zor. Son 3 aydır Cumartesi, Pazar demeden hergün çekim yapıyorum ve kendimi tekrar etme lüksüne sahip değilim. Ama işin içinde yaratmak var ise sanat olup olmadığını tartışmayı yersiz buluyorum.

Fotoğrafçılara; kameranın arkasında durmak, önünde durmaktan her zaman daha kolay ve çekici gelir. Siz fotoğraf makinesinin karşısında olduğunuzda ne hissediyorsunuz? Zaman zaman kendi portrelerinizi çekiyor musunuz?

Kesinlikle arkasında durmak daha kolay ama her geçen gün farkına varıyorum ki kameranın önünde durmak o kadar da zor gelmiyor bana, çünkü fotoğrafçı olarak karşınızdaki modele nasıl durması gerektiğini, duygusunu, ifadesini siz veriyorsunuz bunları eğer iyi aktarabiliyorsanız, aslında sizin de kamera önündeki durumunuzda rahatlamaya başlıyor en azından ben son bir sene içerisinde kamera önünde kendimi çok rahat hissediyorum. Kendi fotoğraflarımı hiç çekmedim, kendinizi çekmekle bir başkasının sizi çekmesi çok farklı şeyler.

Birbirinden önemli iki ilham kaynağı olan müzik ve sinemanın fotoğraflarınıza ve çalışma şeklinize olan yansımalarından söz eder misiniz? Çoğunlukla hangi sanatçıların müziğini dinliyor ve görsel anlayış bakımından hangi yönetmenleri kendinize yakın hissediyorsunuz?

Sinemanın etkisi olup olmadığını bilmiyorum, çünkü sinema benim için 2 saat boyunca kafamı boşalttığım bir süreç; zaten üzerine kafa patlatmam gereken filmlerden uzak durmaya çalışıyorum. Ama müziğin etkisi oldukça fazla diye düşünüyorum çünkü son dönemlerde müzik grupları ile moda oldukça iç içe.. Dior Homme bir çok müzik grubundan etkilenerek koleksiyonunu oluşturuyor sonra da bu grupları giydiriyor. Bunun gibi örnek çok fazla. Çekim esnasında müzik dinliyoruz, örneğin dinlediğimiz grup Depeche Mode ise farklı, The Strokes ise farklı yansımaları oluyor. Benim genelde dinlediğim gruplar, Maximo Park, Franz Ferdinand, Strokes, Razorlight, Bloc Party, Interpol gibi indie rock grupları. Görsel anlayış bakımından grafik tasarım kökenli olduğumdan daha iki boyutlu fotoğraflar çekmeyi seviyorum, çektiğim fotoğraflar bana grafik tasarım yapmaktan farksız geliyor, mekanı referans olarak kullanmayı bazen de modeli mekana referans kullanmayı çok seviyorum. Çektiğim karedeki tanımlamalara önem veriyorum... Fotoğraflarımda pek kullanmam ama Bauhaus ekolüne kendimi çok yakın hissediyorum.

Bak Dergisi’nin üçüncü sayısında konumuz "eski". Bu sözcük size ilk olarak neyi çağrıştırıyor? Çocukluğunuzu düşündüğünüzde gözünüzün önüne gelen birkaç fotoğrafı bize anlatır mısınız?

Eski ilk ve direkt olarak bana dünü çağrıştırıyor. Çok enteresandır ki çocukluğumdan gözümün önüne aile albümünden bir kaç kare haricinde gelen başka hiçbir şey yok. Bu soru bende neden gelmiyor acaba aklıma hiç bir fotoğraf diye bir merak da uyandırdı aslında; herhalde çocukken fotoğrafa karşı bir merakım olmadığından.

"Tüketilen fotoğraflar çekmeyi seviyorum ama bu, işimin kolay olduğu anlamına gelmiyor. Bu kadar devinimi olan bir işte, yaratıcılığın sürekliliğini sağlamak gerçekten çok zor."

- Koray Birand / Bak 03
  • * maks. 200 karakter
  • Gönder