Bak Dergisi'ni Facebook'tan da Takip Edin!
Facebook'ta Bak'ın hayranı olabilir veya Bak Dergisi grubuna katılabilirsiniz!

interviews

Ara:
Sayı Seç:
Bak | 02 Röportajları
Sizinle de röportaj yapmamızı ister misiniz? Bize ulaşın.

rastgele

rastgele
Brad Holland
İllüstratör { www.bradholland.net }
Brad Holland

İnsanlara ilham veren bir sanatçı olarak, herhangi bir sanat akımından veya sanatçıdan esinlendiniz mi?

Gençliğimde Nathaniel Hawthorne’un kısa hikayelerinden etkilenmiştim. Başlarda onun yazdığı gibi yazmak istiyordum. Şimdi onun yazdığı gibi çiziyorum.

Zamanda yolculuk yapma şansınız olsaydı, hangi sanatçıyla akşam yemeği yemek isterdiniz?

Japon tahta oyma ustası Hokusai ile yemek isterdim. Fakat ne ben Japonca biliyorum ne de o İngilizce. Bu yüzden birbirimize söyleyeceğimiz fazla bir şey olmazdı sanırım. Büyük olasılıkla resimler çizer ve bunları masada karşılıklı birbirimize gösterirdik.

Bize çalışma alışkanlıklarınızdan söz eder misiniz?

Genellikle gece çalışırım çünkü sessizdir, telefon eden fazla insan yoktur. Bunun dışında, diğer çoğu sanatçı gibi kesin çalışma yöntemlerim yoktur. Her resmini mora boyamakla işe başlayan bir adam tanıyorum, bir diğeri ise, astronotun, listesindekileri kontrol ettiği gibi yapacaklarını adım adım gözden geçirirdi. Ben o kadar düzenli değilim. Her bir resmime sanki daha önce hiç resim yapmamışım gibi başlarım ve bir karmaşayla sonuçlanmazsa şaşırırım.

Çalışırken müzik dinler misiniz?

Bazen dinlerim, fakat gece saat geç olduğunda komşularımı da rahatsız etmek istemem.

İllüstrasyonlarınızda dijital teknolojiyi kullanıyor musunuz? "Dijital sanat"ın geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Bilgisayar ile başka hiçbir şekilde yapılamayacak harika resimler yapan sanatçılar gördüm. Fakat benim için bilgisayarda çalışmak, kıyafetlerim üzerimdeyken sevişmek gibi bir şey. Radyoaktif bir maddeyi robot kollarla tutuyormuşsunuz gibi... Fiziksel bir unsur eksik. Tabii işinizi bitirdiğiniz zaman güzel çıktılar alabilirsiniz, fakat bu resim yaparken boyayı hissetmek gibi bir şey olamaz.

Grafik tasarım ve illüstrasyonun Amerika’da oldukça gelişmiş olduğunu gözlemliyoruz. Siz bu noktada Avrupa’nın durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu konuda hem Amerika hem de Avrupa hakkındaki bilgisizliğimi mazur görün. Ben hiçbir zaman bizim alanımızdaki gelişmeleri fazla takip edemedim. Eğer yeterince uzun yaşarsanız, herhangi bir alandaki ilerlemelerin çoğu zaman, aslında birbirini takip eden akımlardan başka bir şey olmadığını görürsünüz. Akımlar dönemleri birbirinden ayırma açısından önemlidir. Fakat bunlar beni artık haftanın günlerinden daha fazla etkilemiyor.

Amerika Birleşik Devletleri hükümetinin görsel sanatlar politikasını nasıl buluyorsunuz?

Hükümet belli sanat dallarını destekliyor, genelde de çoğu insanın para vermeyeceği türleri. Bu yüzden o sanatçılar en başta hükümetten maddi destek bekliyorlar. Genelde, politikacıların sanata fazla bulaşmamalarından memnunum. Çünkü bulaştıklarında hiçbir zaman iyi şeylere sebep olmadılar.

Türkiye’de illüstratörler ve ressamlar arasında kesin bir çizgi var. Sizin ülkenizde de benzer bir çekişme yaşanıyor mu?

Evet, illüstrasyon ve güzel sanatlar arasında anlamlı bir farklılığın olduğunu düşünmek genel bir yanılsamadır. Fakat bu, dünyanın değiştiğinin farkında olmayan insanlar tarafından ele alınmış bir düşüncedir ve günümüz popüler sanatı, üzerini çikolataya bulamış bir performans sanatçısının emeklemesi sırasında izleyenlerin onu yalamalarından daha yetkindir. Gelecekte insanlar bu döneme bakacaklar ve hayret edecekler. Sonuç olarak, bazı sanat yapıtları iyi bazıları kötü, çoğu ise vasattır. Fakat kimin ne yaptığına veya o işi nasıl adlandırdığınıza bakarak ayrım yapamazsınız.

Brad Holland ile çalışmak zor mudur? Müşterilerinizle ilişkilerinizde en çok neye dikkat ediyorsunuz?

Kendimle çalışmakla ilgili bir problemim yok, fakat yaratırken kendime daha fazla özgürlük tanımalıyım. En iyi çalıştığım müşterilerim de bunun aynısını yapanlardır.

Sinema ile ilgileniyor musunuz? Hollywood filmleriyle Avrupa sineması karşılaştırıldığında sizce ortaya nasıl bir tablo çıkıyor?

Amerikan filmlerinde insanlar her zaman duygusal patlamalar yaşayıp, duygularıyla temasa geçebiliyorlar, bu iki şey gerçek hayatta çok nadir olur. Artık çok fazla film izlemiyorum. Avrupa filmlerine gelince, bundan birkaç yıl önce, Fransa'da her yıl düzenlenen Clermond-Ferrand Uluslararası Film Festivali olan Court Metrage'da jüri üyesiydim. Büyük bir deneyimdi. Tabi iki hafta içinde farklı dillerde yüz kadar film seyretmek zorunda olduğumuzu saymazsak. (Bunu mutlaka siz de deneyin!) Fakat bu deneyim bana bir şey öğretti; kısa filmlerin uzun filmlerden daha iyi olduğunu... Çünkü iyi olmasalar bile çok fazla acı çekmiyorsunuz! Her neyse, bir filmin en iyi parçaları hafızanızda kalan ayrık anlardır.

Birkaç yıl önce Türkiye’ye gelmiş ve bir karikatür yarışmasının jürisinde yer almıştınız. Ülkemiz hakkındaki görüş ve izlenimlerinizi öğrenebilir miyiz?

İstanbul’a ilk geldiğimde buranın bir zamanlar Bizans'a ait olduğu bilgisinden ve Konstantinopolis adından başka bir şey bilmiyordum. Kız arkadaşımla geldiğim İstanbul’da iki hafta geçirdikten sonra, yolculuğumuza Akdeniz kıyısından devam ederek, Antalya, Fethiye, Kaş, Myra ve Kekova’yı gezdik. Kaş’ta iki kişinin gece klübündeki bıçaklı kavgasının dışında her şey çok güzel, herkes çok nazikti. Türkiye’yi gerçekten çok sevdim ve New York’a geri döndüğümde Osmanlı İmparatorluğu, Türkiye Cumhuriyeti ve Atatürk hakkında kitaplar okudum. Antalya’da her gece şehirdeki büyük bir duvara Atatürk’ün portresinin bulunduğu bir poster açılırdı. Türkiye’ye yeniden gidip daha fazlasını görmeyi çok isterim.

İkinci sayımızın konusu "beyaz". Bu sözcük size ilk olarak neyi çağrıştırıyor?

Beyaz öncelikle, karmaşaya davetiye; sonra da bu karmaşadan beyazlığın inanılmaz boşluğuyla gelişerek kurtulmanız için bir meydan okumadır.

"Kısa filmlerin, uzun filmlerden daha iyi olduğunu öğrendim. Çünkü iyi olmasalar bile çok fazla acı çekmiyorsunuz!"

- Brad Holland / Bak 02
  • * maks. 200 karakter
  • Gönder