Bak Dergisi'ni Facebook'tan da Takip Edin!
Facebook'ta Bak'ın hayranı olabilir veya Bak Dergisi grubuna katılabilirsiniz!

interviews

Ara:
Sayı Seç:
Bak | 15 Röportajları
Sizinle de röportaj yapmamızı ister misiniz? Bize ulaşın.

rastgele

rastgele
Paul Aresu
Fotoğrafçı { www.paularesu.com }
Paul Aresu

- Fotoğrafçı olma yolunda babanızdan önemli ölçüde ilham aldığınızı biliyoruz. Onunla nasıl bir ilişkiniz vardı? Fotoğrafçılığı meslek olarak edinme fikrinizi destekliyor muydu?

Babam profesyonel bir fotoğrafçıydı. New York'da portre ve düğün fotoğrafları çeken bir stüdyosu vardı ve kendini tam anlamıyla yaptığı işe ve müşterilerine adamıştı. Bana müşterilere verilen hizmetin değerini o öğretti. İş felsefesinde daima müşteri memnuniyetinin peşindeydi. Bana her zaman “müşterini memnun et, ömür boyu müşterin olsun” derdi. Babam, kariyer seçimlerimde her zaman destekçim oldu. Beni burada, New York City'de Sanat Okulu'na gönderdi ve bu o zamanlar oldukça pahalı bir şeydi.  

- Çoğu insan, bir sanatçının yaşamında çocukluğun en önemli dönem olduğunu düşünür. O yıllar sizi nasıl etkiledi? Çocukluğunuzu düşündüğünüzde gözünüzün önünde nasıl bir fotoğraf canlanıyor?

Ben oldukça maceracı bir çocuktum. Her zaman New York'taki yeni ve heyecan verici yerleri keşfederdim. Henüz çok gençken fotoğraf makinemle birlikte metroya atlar, yolda karşılaştığım ve tanımadığım insanların portrelerini çekerdim. Bu durum, şehrin ve dünyanın kültürlerine olan merakımı geliştirdiği kadar, fotoğraf eğitimimin de büyük bir parçasıydı. Bu ayın sonlarında çıkacak olan “New York City - büyük şehir ve onun küçük semtleri” adlı ilk kitabımı hazırlamamda da ilham kaynağımdı.

- “Profesyonel fotoğrafçılık sürekli bir değişim içindedir. İşin sırrı, onunla birlikte değişmektir.” diyorsunuz. Bu söyleminizi açıklar mısınız?

Bugünün hızla ilerleyen küresel dünyasında, her gün yeni ve heyecan verici görüntülerin bombardımanına uğruyoruz. Filmlerden dergilere, reklamlardan gazetelere, tablolardan illüstrasyonlara; dünyayı, bu görüntü yaratıcılarının bir çok farklı yorumundan görmeye davet ediliyoruz. Bence görüntü yaratmak, önceki görüntülerin üstüne kurduğumuz, kışkırtıcı ve kişisel bir şekilde değiştirmeye çalıştığımız bir katmanlama süreci. Sanatçılar ve fotoğrafçılar girdikleri piyasada mevcut olmalılar. Bu tüm yaratıcı pazarlar için geçerli. Bir diğer örnek de müzik mesela... O da aynı şekilde işliyor.

- 1947'de Polaroid fotoğraf makinesiyle, 1948'de elektro-gitar ile, 1960 yılında lazer teknolojisiyle tanıştık... 1969'da aya ayak bastık, 1982'de ilk başarılı kalp naklini gerçekleştirdik, 1983 yılında PC'yi piyasaya sürdük ve nihayet 2000'li yıllara geldik... Bugün, bilgisayar ekranlarına bakarak, bluetooth kulaklıklarımız kulağımızda, dokunmatik telefonlarımız cebimizde büyüyor ve yaşlanıyoruz. Çocuklarımız oturma odamızdaki yüksek çözünürlüklü dev televizyonlarımızın önünde koşup, zıplayıp bilgisayar oyunları oynuyorlar. Yakın geleceğin teknolojisini nasıl değerlendiriyorsunuz? Size göre bu hızlı gelişmeler insani değerlerimizi olumsuz anlamda etkiliyor mu?

Kültürümüz için oldukça büyük başarılardan bahsediyorsunuz. Bu konuda sadece kendi hayatım ve deneyimlerim üzerinden konuşabilirim. 8 ve 10 yaşlarında iki erkek çocuğum var ve inanın onları dışarı çıkıp oynamaları ya da spor yapmaları için ekrandan uzaklaştırmak büyük bir mücadele. Bilgisayar oyunlarını “egzersiz” olarak kullanıyorlar ve onlar için dışarısı bir oyun alanı değil. Ben, kesinlikle, ekran başında çok fazla vakit geçirmeye karşıyım ama bahsettiğiniz bütün bu teknolojik avantajların bir şekilde dünyayı daha iyi bir hale getirdiğini düşünüyorum. İnternet aracılığıyla dünya çapında iletişim kurabiliyoruz, eğitim kitlelerin ulaşabileceği bir mesafede ve araba kullanırken asla kaybolmuyorum!

- Ne tür kitaplardan, projelerden, web sitelerinden ve hangi sanatçı ya da sanat akımlarından ilham alıyorsunuz?

Bugünlerde kurgu olmayan kitaplar okumaya eğilimim var. Bilirsiniz, dünyanın neden şu anda olduğu gibi olduğunu açıklamaya çalışan tarihsel, felsefi çalışmalar...  Bir çok fotoğraf ve müzik sitesini ziyaret ediyorum. Bilgisayarı, müzik kaydetme amaçlı işler için kullanmayı öğrenme sürecindeyim. Yeni kayıt programları öğrenmek, yakın gelecekteki takıntım.

- New York'ta yaşıyor ve çalışıyorsunuz. İkinci bir şansınız olsaydı, aynı yerde, aynı şartlarda yaşamayı mı seçerdiniz, yoksa yeni, farklı bir hayatı mı tercih ederdiniz?

New York'ta yaşamayı seviyorum. Bana her zaman evim gibi gelmiştir.  Diğer şehirler de ilgimi çekiyor. İlgimi uyandıran daha önce ziyaret ettiğim bir çok şehir var, Los Angeles, Paris, Londra, Chicago... Bugünün interneti ve küresel havayolu servisiyle, bir bilgisayarınız varsa, istediğiniz yerle iş yapmanız mümkün. Ayrıca, çölü de seviyorum. ABD'nin güneybatısı en harika yerlerden biri. Güneybatıda yaşamak çok ilginç olabilirdi, en azından bir süre için. Ancak her zaman New York'a geri dönmek zorunda kalırım. Çünkü burada çok fazla arkadaşım var.

- Sinemaya ilgi duyuyor musunuz? Çoğu insan, uzman olanlar dahi sinemanın bir tekrar sürecine girdiğini ve benzersiz fikirlerin giderek azaldığını savunuyorlar. Günden güne, birbirine benzeyen senaryolar ve filmlerle karşılaşıyoruz. Sizce herhangi bir görsel sanat alanı tükenebilir mi?

Sinemanın evrim geçireceğine ancak her zaman var olacağına inanıyorum. Anlatılacak birçok hikaye var, bu hikayelerle ilgilenecek bir seyirci de her zaman olacaktır. Bana göre, sinema, kültürümüzde her zaman, bir şekilde yer bulacak bir sanat biçimi. Filmleri yapma şeklimiz değişecek. Yakın gelecekte, bağımsız ve düşük bütçeli filmlerde büyük bir artış görebiliriz. Kameralara ve bilgisayarlara erişimi olan, Hollywood'dan çok daha az bir paraya bir film ortaya çıkarabilecek bir çok yetenekli insan var.

- Müziğe olan tutkunuzu biliyoruz. Bugünlerde ne tür parçaları ve hangi sanatçıları dinlemeyi tercih ediyorsunuz? Müzik, çalışma sürecinizde ruh halinizi önemli ölçüde etkiliyor mu?

Rock, Blues, caz, alternatif ve elektronik müzik dinliyorum. Sanatçı tercihlerim; The Beatles'tan The Killers'a, Robert Johnson'dan John Coltrane'e kadar uzanıyor. Yaratım sürecinde müziğin önemli bir yeri var benim için. Aslında çalışma şeklimi bile değiştiriyor. Setteyken hareketli müzikleri seviyorum. Herkesin ruh halini ayarlıyor ve ben de keyifleri yerindeyken yeteneklerinden daha fazlasını alabiliyorum.

- Bir de Jazz NYC projeniz var.

Evet. Bu proje üzerinde çalışmaya başlayalı 10 yıl oldu. Bir gün bitecek mi diye beklemiyorum. Dünya çapında 500'ün üzerinde sözü geçen caz müzisyenini fotoğrafladım ve yakın gelecek için dahası da yolda. Yaklaşımım biraz alışılmışın dışında, çoğu cazcı fotoğrafları dumanlı barlarda ve kulüplerde, akşamları, canlı gösterilerde çekilmiş. Ben ise, her bir müzisyeni gösteri alanının dışında, stüdyoda, gün ışığı saatlerinde, doğal ışık kullanarak fotoğrafladım. Sonuç emsalsiz ve şaşırtıcı derecede bilgilendirici. Bu projede dijital fotoğraf makinesi kullanmadım, gelenekçi sürece bağlı kalarak geleneksel yöntemleri tercih ettim.

- Sınırsız bir bütçeye sahip olsaydınız, ne tür bir kişisel proje yaratırdınız ve kimlerle çalışmak isterdiniz?

Uç sporları icra eden insanları fotoğraflamayı düşünmeye başlıyorum. Bu keşfetmek istediğim bir alan. O sporcuların psikolojileri kadar yaşam tarzları da ilgimi çekiyor. Onları sporlarını yaparken olduğu kadar özel alanlarında da fotoğraflamak isterdim.

- 15. sayımızın konusu “Aşk”. Bu sözcük size neyi ifade ediyor?

“Aşk” sözcüğünü düşündüğümde aklıma aile kavramı geliyor. Bu size, kendi ailenizi anımsatabilir, ancak ben ayrıca insanoğlunun ailesini de düşünüyorum. Bütün bu işte beraberiz ve bu gezegende birbirimizin kardeşi olduğumuzu ne kadar erken fark edersek, hepimiz için çok daha iyi olacak...

Dünya çapında 500'ün üzerinde sözü geçen caz müzisyenini fotoğrafladım ve yakın gelecek için dahası da yolda...

- Paul Aresu / Bak 15
  • * maks. 200 karakter
  • Gönder