- Görsel sanatlara olan tutkunuzu nasıl keşfettiniz?
Üniversitede okurken keşfettim. Çocukken mimar olmak istiyordum ancak her zaman biraz tembeldim ve ne kadar çok çalışmam gerektiğini öğrendiğimde daha hafif bir şeyler yapmaya karar verdim ve şanslı bir adamdım çünkü şu an yaptığım şeyi seviyorum.
- 200 yıllık tarihi ve 300.000'den fazla öğrencisiyle ülkedeki en büyük üniversite olan University of Buenos Aires (UBA)'de öğrenim gördünüz. UBA'daki eğitiminizden bahseder misiniz? Sizce ülkenizdeki sanat eğitimi yeterince iyi mi?
Sanırım burada, Arjantin'de işler her zaman 1. dünya ülkelerindeki gibi gitmiyor. Birçok sorun var, büyük sorunlar!.. Örneğin, evim ile UBA arasındaki uzun mesafe gibi. Az sayıda profesör olmasına karşın çok sayıda öğrenci olması, dolayısıyla kimi zaman ortaya çıkan kaos... Sahip olduğumuz tertibat da iyi değil; programları öğrenip gelişmemiz için gereken bilgisayarlarımız da yok. En kötüsü de, burada grafik tasarım kariyeri diploması yok ve benim için eğitim programı da çok iyi değil, dolayısıyla, okunacak en iyi alan olduğu söylenemez, öyle değil mi?
Ancak bir yandan da biliyorsunuz, bu sorunlar ve yolumuza çıkan engeller daha iyi insanlar olmamızı sağlıyor ve eğer bu engelleri aşabileceğimizi bilirsek daha iyi birer tasarımcı olabiliyoruz.
- Çoğu sanatçı, olabildiğince basit şekilde en iyiyi bulmaya çalışır. Robert Browning "Az çoktur" derken, Vincent Van Gogh "En zor şey basit olmaktır" diyor. Paul Klee "Biri doğanın söylediğinden fazlasını söylemek istiyor, biri daha az olan yerine, onun kastettiğinden daha fazlasını söylemek isteğiyle imkansız hatayı gerçekleştiriyor" derken dünyaca ünlü bilim adamı Albert Einstein ise "Sadeliği arayın" nasihatinde bulunuyor.
Basit geometrik şekillerle temel tipografiyi birleştirerek eşsiz ve göz alıcı çalışmalar ortaya koyan bir sanatçı olarak hangi sanat akımını kendinize yakın buluyorsunuz? "Minimalizm" ve "Sadelik" size neleri ifade ediyor?
İşlerimde Minimalizm ve sadelik birer anahtardır. Her zaman, sonradan bir çok geometrik şekil ya da illüstrasyon tarafından bozulmak üzere; farklı bir şey yaratmak için önce basit ve klasik bir genel planla başlarım.
Biliyorum ki, büyük boyutlarda, sevimli Helvetica'yı tercih edip, satır aralarında klasik İsviçre dizaynı ile çalışırsam iyi sonuçlar elde ederim, ancak bu benim işim olur mu? Yoksa tipografinin işi mi olur? Ya da Max Miedinger’in işi midir?
Ben her zaman Minimalizm ve basitlik yolunu tercih etmeye çalıştım fakat bunu en kolay yol olarak algılamamak gerekir. Sanırım ben basitliği bulmaya çalışırken, bir tarzı göstermek üzere kendimi biraz daha farklı ve işime daha sadık kılan karmaşık bir yol buldum.
Bu arada, Helvetica ve İsviçre dizaynına bayılırım! Hehe, sadece daha iyi anlaşılması için örnek olarak gösterdim.
- Kişisel projeniz “Playful” çok başarılı oldu. Birçok dergi ve websitesinde yer aldı ve “Playful” sözcüğü görünmez bir markaya dönüştü.
Yalnız “Playful” ile ilgili olarak inşa etmek üzere sınırsız bir bütçeniz olduğunu hayal edin. Nasıl bir proje yaratırdınız? Bu bir “Playful Müzesi” mi olurdu, yoksa Buenos Aires’in ortasında dev bir heykel mi? Ya da başka bir şey?
Bu çok güzel bir soru! Yeni bir kişisel proje üzerine çalıştığımı biliyorsunuz. Sanat yönetmenliğini ve içerik tasarımını yapacağım basılı bir dergi olacak (belki adını “Playful Dergisi” koyabilirim); David Carson için tasarlanmış Raygun dergisini ilk gördüğümden beri arzu ettiğim bir proje. Dergi, dünya çapındaki en yetenekli tasarımcıların ve illüstratörlerin en ilham verici eserlerine yer verecek.
Ve biraz daha bütçem olsa, evet Playful müzesini gerçekleştirirdim! Evet evet! Burada, Arjantin’de bir Grafik Tasarım müzesi yok, o yüzden harika olurdu!
- “Art for iPhone” koleksiyonunuz tek kelimeyle harika. Doğrusu ben yanımda eserlerinizi taşımaktan büyük keyif alıyorum.
Ceplerimizde kablosuz bir telefon taşımayı bile hayal edemezken, bugün, minicik aletlerin üzerindeki bir tuşa basarak milyarlarca sayfalık bilgiye ulaşabiliyoruz. Mobil teknolojilerin geleceğini nasıl değerlendiriyorsunuz? Bunun insan ilişkileri açısından bazı dezavantajları olduğunu düşünüyor musunuz?
Çalışmalarımı yanınızda taşımanız harika! Beğenmenize çok sevindim!
Bence teknolojinin her zaman bir de kötü yanı var. İnsan ilişkileri 15 sene öncesindeki gibi; futbolu bir oyun çubuğuyla değil de arkadaşlarımla sokaklarda oynadığım zamanki gibi değil. Kendisiyle cep telefonuyla görüştüğüm için, yakın bir arkadaşımla yüzüne bakarak konuşmuyorum. Bu zamanda teknolojiye dahil olmalı, onu bir araç olarak kullanmalı, fakat zamanımızın tamamını tüketmesine de izin vermemeliyiz. Bu bazen başıma geliyor. Heheh, galiba bazen çok çalışıyorum...
- Güzel Buenos Aires’te Avrupa mimarisinden bazı unsurlar farkediyoruz. Güney Amerika’nın özgün özelliklerine sahip olmanın yanı sıra, bu şehrin, İspanya, Fransa ve İtalya’dan harika yansımaları var.
Yaşadığınız şehir sizi yeni şeyler yaratmak konusunda motive ediyor mu? İlhama ihtiyaç duyduğunuzda gittiğiniz belirli bir yer var mı?
Buenos Aires çok hoş bir yer, ancak burada öyle kalabalık yerler var ki bazen sadece kaçmak istiyorsunuz. Fakat harika bir şehir ve sizin de bahsettiğiniz gibi Avrupa kültüründen bir çok iz var çünkü yıllar önce bu ülke, İtalyanların ve İspanyolların hiçbir şeyleri yokken göç ettiği ve bizim bugün sahip olduğumuz harika mimariyi inşa ettikleri yer. Benim gibi bir tasarımcıya ve bizlere yardım edebilecek bir çok yeşil alan, parklar ve meydanlar var ama ben çoğu zaman dışarıya, Avrupa ülkelerinin kültürlerine bakıyorum ve sanırım beni motive eden yaşadığım şehir değil, farklı şeyler bana ilham veriyor... Ve ne zaman motivasyona ya da gözlerimi tazelemeye ihtiyaç duysam hoş bir mimariye ve iyi bir sanat koleksiyonuna sahip büyük Malba Müzesi’ne gidiyorum.
- Sinema ile ilgileniyor musunuz? Görsel anlayış bakımından ne tür filmleri ve hangi yönetmenleri kendinize yakın hissediyorsunuz?
Sinemayı seviyorum. Bir sinema hastası değilim ama görsel olanı sevdiğim için, çoğu insan gibi farklı yapımlardan hoşlanıyorum. Açıkçası, Michel Gondry’nin sanat yönetmenliğini ve görsel yaratımlarını, David Lynch’in tahmin edilemezliğini, Gus Van Sant’ın gerçekçiliğini ve Tarantino’nun kurgusunu seviyorum.
- Çalışırken müzik ruh halinizi etkiliyor mu?
Oh evet! Müziği seviyorum, bir müzisyen gibi değil, melodiyi ve iyi sözleri sever gibi; o yüzden hep müzik dinlerim. Radiohead ve Coldplay’in tatlı melodileri, biraz daha çılgınca bir müzik ve Muse gücü, QOTSA’nın karanlığı ve Gustavo Cerati adındaki Arjantinli müzisyenin sözleri, benim için büyük ilham kaynağıdır.
- 15. Sayımızın konusu “Aşk”. Bu kelime size neyi ifade ediyor?
Aşk her şeydir. Başlangıçtır. Hayatın başlangıcı, tutkunun başlangıcı, yaptığım ve yapacağım tüm eserlerin başlangıcı. Aşk benim kızımdır, eşimdir, ilham perimdir, aşk benim ailemdir. Ben her zaman aşığımdır, bu yüzden aşk benim için herşey anlamına gelir. Onsuz gerçek bir hayatım yoktur.