Bak Dergisi'ni Facebook'tan da Takip Edin!
Facebook'ta Bak'ın hayranı olabilir veya Bak Dergisi grubuna katılabilirsiniz!

interviews

Ara:
Sayı Seç:
Bak | 14 Röportajları
Sizinle de röportaj yapmamızı ister misiniz? Bize ulaşın.

rastgele

rastgele
Marcell Bandicksson
Grafik Tasarımcı { www.artofcell.com }
Marcell Bandicksson

- Bu yıl, İsveç'in küçük ve güzel kasabalarından Eskilstuna'daki yaşamınızı bırakıp Amerika'nın Kaliforniya eyaletine, Los Angeles şehrine taşındınız. Ailesi oldukça geniş biri olarak, evinizden binlerce kilometre uzaklıktaki yeni hayatınızda ne gibi zorluklar yaşıyorsunuz?

Ben Eksilstuna'da dünyaya geldim ve hayatımın tamamına yakınını orada geçirdim. İnsanların hayat hakkında çok az şey bildiği ve hiçbir şeyin değişmediği süper küçük bir kasabada... Dolayısıyla kültürü ve yaşam tarzıyla tamamen farklı bir yere taşınmak, ilk bakışta üstesinden gelinmesi zor bir şey gibiydi. Tabii bir o kadar da heyecan verici... Etrafınızdaki her şeye, küçük bir çocuğun Disneyland'e baktığı gibi bakıyorsunuz...

- Yaşadığınız yerde, sinema ve ev eğlencesi sektörü için çok sayıda basılı iş tasarladınız. Bugün aynı işi Amerika'da yapıyorsunuz. Bugüne kadar çalışma alışkanlıkları ve işleyiş açısından ne gibi farklılıklar gözlemlediniz?

Şunu unutmamak lazım ki, film sektörü için yapılan tüm afiş ve diğer grafik tasarım çalışmaları Los Angeles'tan çıkıyor. Çünkü sektörün kalbi burası. Los Angeles'taki tüm tasarım ajansları, film stüdyolarından ve dağıtım şirketlerinden iş almak için birbirleriyle yarışıyor ve bu işler daha sonra uluslararası piyasaya dağılıyor. İsveç'te, sadece bu işi yapan bir şirket veya bu işte ustalaşmış çok sayıda tasarımcı yok. Bu yüzden, filmlerini farklı yollarla pazarlamak isteyen bir dağıtım şirketi için çalışmaya başladım. Bu şirket, bünyesinde barındırdığı tasarımcıları tamamen özgür bırakıyor ve ortaya koydukları işi beğenirse filmlerin kampanyalarında onların tasarımlarına yer veriyor.

Buraya taşınalı, iki piyasa arasındaki farklardan söz edebilecek kadar uzun zaman olmadı doğrusu. Ama şu ana dek gözlemlediğim en büyük farkın, işlerin, daha güçlü bir yapıyla, daha hızlı şekilde gerçekleştirilmesi olduğunu söyleyebilirim. İsveç'te bazen bir tam günü bir tek poster veya DVD tasarımı için geçirdiğimiz olurdu. Burada ise çok sayıda farklı afiş için, ayrılan bütçeye göre 30 ila 200 arasında alternatif üretebiliyoruz. Ayrıca müşterinin taleplerini karşılayabilmek için müşteri temsilcileriyle, yapım görevlileriyle, yaratıcı yönetmenlerle ve tasarımcılarla birlikte çalışıyoruz. Bu benim için yeni bir şey.

- Bir grafik tasarımcı olarak hayattaki en büyük amacınız nedir?

Benim amacım, yoktan gelip en tepeye ulaşmak ve varabileceğim en iyi yere varmak.

- Dünyada grafik tasarım sektörü hiç var olmasaydı, hayatınızı kazanmak için ne tür bir iş yapmak isterdiniz?

Müzik yapma konusunda ciddi bir tutkum var. Kendimi doğal güzelliklerle çevrili bir dağın tepesindeki evimde, köpeğim, karım ve müthiş teknik olanaklarımla müzik yaparken hayal ediyorum. Aman canım, hayal etmenin neresi kötü!

- Bak Dergisi'nde konuk ettiğimiz bir diğer İsveçli tasarımcı Robert Lindström, söyleşimiz sırasında bize Florida'da grafik tasarım eğitimi alıp İsveç'e geri döndüğünü anlatmış, aldığı eğitimin, İsveç'teki kadar iyi olmadığını düşündüğünü söylemişti. Siz grafik tasarım eğitiminizi nerede aldınız ve İsveç'teki eğitim sistemi hakkında ne düşünüyorsunuz?

Ben, 3 sene boyunca İngiltere'de, Cumbria Sanat Enstitüsü'nde okudum. İsveç'te grafik tasarım alanında katılabileceğim yeterince eğitim programı olmadığını, olanların da genel tasarımdan ziyade, reklama ve piyasaya dönük olduğunu biliyordum. Bu benim pek hoşuma giden bir şey değildi. Ancak zaman değişti ve şu an Hyper Island School adında Avrupa'nın en büyük okullarından birine sahibiz. Bu konuda bildiğim şeyler aşağı yukarı bunlar...

- Siyasetle ilgileniyor musunuz? Yeni ülkenizin yeni başkanı Barack Obama hakkında neler düşünüyorsunuz?

Eskiden siyasetten nefret ederdim. Ancak yaşım ilerledikçe bu durum değişti. Her şeye kafa yormaya başladım. Sonucunun ne olacağını umursamayıp doğruları söylemekten korkmayan insanları takdir ediyorum.

Amerikan siyasetini o kadar saçma buluyorum ki, görmemem veya ilgilenmemem mümkün olamıyor. Bu ülkedeki iki taraflı siyasetin düzeyi inanılır gibi değil. Ülkeyi yöneten Demokratlar ve Cumhuriyetçiler var. İnsanlar, aşırı sağcı veya aşırı solcu gibi algılanacakları için bunun dışında bir şey düşünmeye veya savunmaya korkuyorlar.

Obama, yoktan var olup Cumhuriyetçi mekanizmayı devirmeyi başardı. Gerçekten kusursuz bir yönetici ve siyaset adamı. Kampanyası da bir o kadar harikaydı. John McCain'i devirmesi beni sevindirdi ve umutlandırdı. Ancak söylenen o ki, onun da politikaları pek farklı değil ve gerçek anlamda 'değişimi' içermiyor. Kaç kişi bu ekonomik kriz döneminde onun gerçekten Amerikan emperyalizmini ortadan kaldıracağını, savaşları bitireceğini ve oy toplamak için milletvekilleriyle görüşen kişilerin meclisi ve ülkeyi yönetmesine engel olacağını düşünüyor olabilir ki... Savaşı bitirmek istiyor, ama aynı zamanda Afganistan'a daha çok asker gönderilmesi gerektiğini savunuyor. Tarih ve Amerika'nın yaptığı yanlışlar, bizi dönüp dolaşıp aynı derse götürüyor: Orta Doğu, Batı egemenliğini istemiyor. Obama hiç İsrail - Filistin çatışmasının bitmesi gerektiğinden bahsetti mi? Onca yıl geçti insanlar hala sorunun ne olduğunu bile bilmiyorlar.

Söylediği doğrularla beni en çok etkileyen aday, Cumhuriyetçi Ron Paul oldu. Onu, Cumhuriyetçi Fox televizyonunun haber bülteninde, savaş ve ekonomiyle ilgili sorunları tutkulu bir biçimde anlatırken görmüştüm. Sonucuna bakıldığında söylediği her şey doğruydu. Ancak muhafazakar basın tarafından kendisine deli muamelesi yapıldı. Paul, ilk günden beri Irak Savaşı'na karşıydı ve Amerikan askerlerinin sadece Irak'tan değil, bulundukları her yerden geri çekilmeleri gerektiğini savunuyordu. Vergi kurumu IRS'i lağvetmeyi, harcamaları kısmayı, ekonomik krizi yaratan etkenlerden biri olan rezervleri tasfiye etmeyi ve uyuşturucuya karşı başlatılan ancak başarılı olamayan savaşı sonuca ulaştırmayı istiyordu. İşte bu 'değişim' olabilirdi. Ancak insanlar buna hazır değildiler.

- Hayatlarımızda aile fertlerimizden öğretmenlerimize, arkadaşlarımızdan yabancı insanlara kadar çok sayıda kişiyle diyalog kurar ve bu diyaloglardan bazı cümleleri bir daha unutmamak üzere zihinlerimize kazırız. Bazen bu sözler hayatımızı değiştirir, bazen de daha iyiye ulaşmak için bize yol gösterirler. Geriye dönüp baktığınızda sizi çok etkileyen bu tür ifadeler hatırlıyor musunuz?

Bu soruya yanıt teşkil edecek, hayatımı değiştirmiş olan derin ve güzel bir alıntıdan söz edemeyeceğim ama annemin, büyürken yaşadığı sıkıntıları benimle paylaştığı sohbeti unutamıyorum. Öylesine üzücü bir hikayedir ki, başka bir insanın tüm o olumsuzlukların üstesinden gelebileceğini ve hala o denli olumlu kalabileceğini düşünemiyorum bile. Annem en basit şekilde şunu demişti; 'Hayat zordur. Başına kötü bir şey gelmişse ya da yürürken bir duvarla karşılaşmışsan, bu bir testtir. Pes mi edeceksin, yoksa içinden çıkmaya mı çalışacaksın. Başarısız olursan geri dönüp tekrar deneyecek misin... Mesele budur.'

- Müzik, ruhunuzu nasıl etkiler? Bugünlerde hangi sanaçı ve grupları dinliyorsunuz?

Müzik bana ilham verir, yaratma ve üretken olma konusundaki tutkularımı ateşler. Müzik, bunalımdan kaçışımı sağlayan penceremdir. Bana çok çeşitli yollardan yardımcı olur.

Kulağıma hoş gelen her şeyi dinlerim. Senfonilerin tadını ve kemanın sesini severim ancak aynı zamanda şarkı listemde sert, rap parçalarına da rastlayabilirsiniz. Tercihlerim o anki ruh halime göre değişir. Şu an Chicagolu yapımcı Legendary Traxster'ı ve tatlı Harry Gregson-Williams'ı dinliyorum.

- Dünya tarihinden bir parçayı çekip çıkarma şansınız olsaydı, hangi dönemi seçerdiniz?

Hiçbir şeyi değiştirmez veya çıkarmazdım. Asıl konu, tarihten ve yapılan yanlışlardan ders çıkarıp hayatı daha iyi kılabilmek için harekete geçebilmektir. Özellikle savaşın devam ettiği şu sıralarda...

- Bak Dergisi'nde ilk sayımızın konusu 'Yanlış'tı. Yeni konumuz ise '2'. Bu kavramlar size neleri düşündürüyor?

'Yanlış' sözcüğü, aklıma cahil insanları getiriyor. '2' ise erkek kardeşimi...

"Ben Eksilstuna'da dünyaya geldim ve hayatımın tamamına yakınını orada geçirdim. İnsanların hayat hakkında çok az şey bildiği ve hiçbir şeyin değişmediği süper küçük bir kasabada..."

- Marcell Bandicksson / Bak 14
  • * maks. 200 karakter
  • Gönder