Bak Dergisi'ni Facebook'tan da Takip Edin!
Facebook'ta Bak'ın hayranı olabilir veya Bak Dergisi grubuna katılabilirsiniz!

interviews

Ara:
Sayı Seç:
Bak | 14 Röportajları
Sizinle de röportaj yapmamızı ister misiniz? Bize ulaşın.

rastgele

rastgele
Adam Haynes
İllüstratör { www.stickfort.com }
Adam Haynes

- Yakın geçmişimize baktığımızda, görsel sanat icra eden yaratıcı kişilerin, ilham almak için sürekli kitap karıştırdıklarını, yeni kaynaklar bulmak için sürekli araştırma yaptıklarını, gün boyunca çizdiklerini, boyadıklarını ve iş ürettiklerini görüyoruz. Bugün görsel malzemelere ulaşmak inanılmaz derecede kolaylaştı. Ancak bu durumun olumsuz sonuçları olduğunu da kolaylıkla gözlemliyoruz. Çok fazla imaj görmek, ilham verdiği kadar konsantrasyon kaybına da neden oluyor. Ayrıca internet dünyası, mesajlaşma programları, Facebook gibi siteler ve dahası, üretim için harcanacak zamanı elimizden alabiliyor.

Bu bakış açısıyla değerlendirdiğinizde, görsel sanatların geleceğini nasıl görüyorsunuz? Sizce dijital teknolojideki hızlı gelişmeler, bir yandan hayatımızı kolaylaştırırken diğer yandan da bazı değerlerimizi köreltiyor mu?

Bence kullanabildiğimiz kaynaklar, düşünme tarzımızı tamamen değiştiriyor. Dikkat süremiz kısalıyor, sabrımız azalıyor. Yeni ve özgün düşünceler üretmek giderek zorlaşıyor, fikirler önceden yapılmış olanlardan tümüyle ayrılıyor. Bilgisayar gücü ve sahip olduğumuz programlarla artık daha hızlı şekilde çizip boyamak mümkün. Milyonlarca renk seçeneği, binlerce doku, aşırı derecede karmaşıklık için yeterli potansiyel ve iş çok ileri giderse birkaç adım geri dönmenin ya da eski versiyona geçiş yapabilmenin rahatlığı... Ticari işlerimin çoğunda bu, iki ucu keskin bir kılıç gibi sanki... Değişiklikleri kolaylıkla yapabiliyorum ancak sürekli renk seçmek, yapıp bozmak, düzeltmek derken iki katı fazla zaman harcıyorum. Bu nedenle de kendi sanatımı yaparken hep eski tarza, elle çizmeye yöneliyorum.

Çalışma sırasında yaptığınız seçimler, işin son halinin oluşumu için çok önemli. Her bir adım yeni bir katman yaratıyor ve bir öncekine keskin ve kusursuz bir geçiş yapmanız mümkün olamıyor. Tabii bu 'kusursuz olamama' durumu benim en sevdiğim kısım. Çalışmalarımda ihtiyaç duyduğum fotoğraf referanslarına arama motorlarından anında ulaşabilmek benim için büyük kolaylık. Ancak tabi hiçbiri kendi çektiğim fotoğraflar gibi değerli değil. Bence dijital teknolojinin çok güçlü olsa da sadece bir araç olduğunu unutmamak gerekiyor.

- Dünyada 'Adam Haynes' adında bir ülke olsaydı neye benzerdi? Ne tür bir bayrağa sahip olur, anayasasındaki en önemli kanunda ne yazardı?

Benim tasarladığım bir ülke biraz sarp olurdu. İçinde yüksek dağlar, büyük ormanların içinde bulunduğu vadiler ve çok sayıda nehir yer alırdı. Aslında okyanus da iyi olabilirdi. Birkaç küçük, iyi tasarlanmış, verimli şehir, el değmemiş, büyük alanlara bağlanırdı. Kültür, sanat ve müzikle dopdolu olurdu. Teras bahçeleri ve iyi tasarlanmış geri dönüşüm sistemleri olan, enerjinin rüzgar türbinlerinden ve güneş panellerinden elde edildiği, nehirlerin dağlardan akarak denize döküldüğü, barajların olmadığı bir yer. Keşfetmek ve tadını çıkarmak için çok sayıda büyük açık alanı barındıran, iyi okulların, güzel insanların bulunduğu küçük bir ülke olurduk. Diğer ülkelerle iyi ilişkiler içinde, tarafsız...

Bayrağı bembeyaz bir dikdörtgen olurdu. Belki bir de küçük ağaç sembolü içerirdi. Ve en önemli kanun maddesi mi? 'Komşunuzu sevin!'. Ne diyebilirim ki, ben yumuşak bir insanım. Barışçıl ilişkileri seviyorum.

- Liseye başladığınız döneme kadar evinizde televizyon olmadığını söylüyorsunuz. Sizce bir çocuk için, televizyonla birlikte yaşamak bir avantaj mı, yoksa dezavantaj mı? Bugünün televizyon programlarıyla geçmiştekileri karşılaştırdığınızda ne tür farklar gözlemliyorsunuz?

Benim için televizyonsuz büyümek bir avantajdı. Yaratıcı tarafımı henüz çok küçükken geliştirebilmeme olanak sağladı. Zamanımı daha çok ormanda gezerek, balık tutarak, projeler tasarlayarak ve çizerek geçiriyordum. Tabii bu demek değil ki televizyon seyretmek istemiyordum. Bulduğum her fırsatta arkadaşımın sevinde Excite Bike oynar ya da televizyon seyrederdim. Bugüne kadar televizyonun benim üzerimde hep hipnotize edici bir etkisi oldu. Eğer bulunduğum odada açık bir televizyon varsa bir şekilde mutlaka dikkatimi ona veriyorum. Asıl dezavantaj şu ki, bazı ortamlarda biri eski bir programdan güzel bir sahneye dikkat çektiğinde espriye bir tek ben dahil olamıyorum. Çocukken izlediğim programlar hakkında çok az şey hatırlayabiliyorum. Bugün bile çok az televizyon seyrederim. O da çoğunlukla filmler için... Ancak öyle görüyorum ki bugünün programları daha dişli. Daha çok şiddet ve daha çok dram var.

- Zamanda yolculuk yapmak için tek bir şansınız olduğunu hayal edin. Sanat tarihinin hangi dönemine geri gider ve hangi sanatçıyla akşam yemeği yemek isterdiniz? Ona ilk olarak ne sorardınız?

Bu çok zor bir soru. Yüzlerce yıl önce yaşamış biriyle konuşmak da öyle... Ben en çok Robert Crumb ile birlikte oturmayı isterdim. Sohbeti başlatmak için olabildiğince onun algısına uygun bir şeyi dile getirmeye çalışırdım ama sanırım şuursuzca bir şey söylerdim, mesela şöyle bir şey; 'Ee, bugün neler çizdiniz bakalım...'

- Oldukça yaratıcı ve keyifli bir tarzınız var. Kurşun kalem taslaklarınızı son hallerine getirmek için hangi yazılımı kullanıyorsunuz?

Genellikle tüm projelerim için Photoshop'u kullanıyorum. Çoğu zaman elle renklendirmeye çalışıyorum ancak acelem varsa Photoshop imdadıma yetişiyor. İş serigrafiye girecekse Illustrator kullanıyorum.

- En sevdiğiniz sanatçılardan biri olan ödüllü animatör Katsuhiro Otomo, kendisini en çok etkileyen sinema filmlerinin 'Bonnie ve Clyde', 'Five Easy Pieces' ve '2001: A Space Odyssey' olduğunu söylüyor. Siz ne tür filmleri ve hangi yönetmenlerin tarzlarını görsel açıdan kendinize daha yakın buluyorsunuz? Filmler size de ilham veriyor mu?

Pan's Labyrinth, Brazil ve Hero, kapsamları ve derinlikleriyle beni çok etkiliyorlar. Bu filmlerin üretimi için harcanan emek ve zaman çok ama çok büyük. Ben de tam inanılır sanal gerçeklik duygusunu yaratan küçük detayların insanıyım.

Büyük bir sinema fanatiği sayılmam ama iyi işlenmiş filmlerden keyif alırım. Tarantino'nun, Huston'ın, Rodriguez'in, Jackson'ın ve Coen Kardeşler'in işlerini severim. Sanırım son dönemde ilgimi çeken çalışmalar, daha çok animasyon filmleri oldu, Surf's Up, Ratatouille ve Wall-E gibi. Bu filmler, görsel açıdan o kadar zenginler ki... Belki çok gelişmiş hikayelere sahip değiller ama göze çok hoş geliyorlar.

- Hayatınızdan seçtiğimiz şu sözcükleri bizim için yorumlar mısınız; 'Oregon', 'Obama', 'Photoshop', 'Snowboarding', 'Nemo'.

Oregon benim evim.
Obama konusunda çok gaza getirildim. Hayatımda hiçbir siyasetçi için bu kadar heyecanlanmamıştım. O, bu ülke için atılacak doğru bir adımı temsil ediyor. Ve ben her şeyimle arkasındayım.
Photoshop bir araç, bir kaynak, bazen de bir destek.
Snowboard safi eğlence!
Nemo ise birbirinden iyi insanların oluşturduğu dev bir grup. Onlara saygı duymaktan başka bir şey gelmiyor elimden.

- 14. sayımızın konusu '2'. Bu kavram size neyi ifade ediyor? '2'yi düşündüğünüzde aklınıza neler geliyor?

İki parmak, en güzel el hareketlerini oluşturabiliyor. Toss a shaka'yı, barış işaretini ve işaret parmakla serçe parmağının kaldırıldığı o hareketi...

"Bence kullanabildiğimiz kaynaklar, düşünme tarzımızı tamamen değiştiriyor. Dikkat süremiz kısalıyor, sabrımız azalıyor. Yeni ve özgün düşünceler üretmek giderek zorlaşıyor, fikirler önceden yapılmış olanlardan tümüyle ayrılıyor."

- Adam Haynes / Bak 14
  • * maks. 200 karakter
  • Gönder