- Kanada'nın Montreal şehrinde dünyaya geldiniz ve Amerika Birleşik Devletleri'nin Detroit bölgesinde büyüdünüz. Daha sonra Rhode Island Tasarım Okulu'ndan mezun olup profesyonel fotoğrafçılık kariyerinize adım atmak için New York'a taşındınız. Şu anda ise Los Angeles'ta yaşıyorsunuz. Niçin bu şehri tercih ettiniz? Amerika Birleşik Devletleri var olmasaydı hayatınızı nerede sürdürmek isterdiniz?
Yaklaşık 12 yıl New York'da yaşadım ve bir anda orada daha fazla kalmamın anlamsız olacağını düşündüm. 30'lu yaşlarımın ortalarına geldiğim için dışarı da çok fazla çıkmıyordum. Çekimler arasında doğanın tadını çıkarmak istediğimde de şehrin dışına çıkmam gerekiyordu. Los Angeles'ın yaşam tarzı bir harika. Büyük bir avlum var ve çocuklar orada oynayabiliyorlar. Bu arada ciddi bir taşınma planı bile yapmadım. Sert ahşap yer döşemelerini ve New York'taki stüdyomdan skloramamı aldım ve köpeğimle birlikte Los Angeles'ta bir ev kiraladım. O ve ben, Ocak ve Şubat aylarını Los Angeles'ta geçirmekten ve kanyonlarda uzun yürüyüşler yapmaktan büyük keyif aldık. Bir daha da geri dönmedik.
Amerika bir şekilde ortadan kaybolsaydı Montreal'e veya Vancouver'a taşınırdım. Kanada pasaportu aldım ve bundan dolayı çok mutluyum. Sıkça aklıma geliyor ve şeytan bana şu Amerikan kültüründen uzaklaş, şu saçma politikalardan uzak dur diyor.
- Ağlayan küçük çocukların fotoğraflarından oluşan göz alıcı "End Times" seriniz, farklı kesimlerin eleştirilerine hedef oldu. Bu soruyu ilk kez yanıtlamayacağınızdan eminiz ama, "End Times" serisindeki fotoğrafların arkasındaki ana düşünce nedir?
Çocukların ham ve güçlü duygularını çok seviyorum. Her zaman ağlayan çocuk fotoğrafları ilgimi çekmiştir. Sanat okulundayken kuzenimin oğlunun ağlarken fotoğrafını çekmiş ve okulun barındaki bir DJ afişinde kullanmıştım. Şöyle diyordu; "Tek gece Jill'in gecesi"...
Buradaki asıl olay, çocukların dünyanın sonu gelmiş gibi, aşırı bir yoğunlukla ağlıyor olmaları. Oysa biz yetişkinlerin, hayatta nelerin olmasına izin verdiğimizi ve çevrenin bu hızla değişmeye devam etmesi halinde gelecekte onları nasıl bir hayatın beklediğini bilselerdi, o zaman gerçekten ağlarlardı.
"End Times", Amerika'daki aşırı dincilerin kullandığı bir tabirdir. 'Son gün'e inanırlar. Onlara göre o gün; bütün iyi insanlar, kıyafetlerini ve arabalarını geride bırakarak göğe ve cennete yükselecekler, günahkarlar ise yerküreye sıkışıp cehennem ateşine gark olacaklar. (Araba tamponlarında ciddi ciddi şöyle yazılar vardır; "Dikkat edin, son gün geldiğince bu araba sahipsiz kalabilir")
Sorun şu ki, bu insanların bazıları, işler kötüye gittikçe o son zamanların ("end times") yaklaştığına inanıyorlar ve bu onlar için iyi bir şey. Yani hemen cennete gitmek istiyorlar. Hatta internette Rapture Index adlı bir web sitesi var. Sitede her yeni büyük yıkım yaşandığında sayılar artıyor, insanlar gülüyor ve cennete yapacakları çıplak yolculuğu heyecanla bekliyorlar. Aptal başkanımız, işlerin daha kötüye gitmesi için bu dincileri dinliyor ve onların oyları için çevresel gündemi bir kenara bırakıyor. Çünkü o da dinle uyuşturulmuş bir kaçık.
Yani özetle, "End Times" ismi bir döngüye işaret ediyor. Çocuklar, o 'son gün' gelmiş gibi ağlıyorlar fakat ellerinden şekerlerinin alınmış olması pek tabii ki dünyanın sonuna işaret etmiyor. Ancak bir yandan da 'son zamanlar'a inanan o insanlar, o zamanların gelmesi için çabalıyorlar.
- Sevimli küçük kızınız Violet de "End Times" serisinde yer alan ufaklıklar arasındaydı. Böylesine tehlikeli ve karanlık bir dünyada, çocuklarınız Violet ve Zed için nasıl bir gelecek hayal ediyorsunuz? Gözlerinizi kapatıp 2030'lu yılları düşündüğünüzde bu iki yetişkin insanı nerede görüyorsunuz?
Evet gerçekten çok üzücü. Bir ev yapıyoruz ve tepesine silah kuleleri yerleştiriyoruz. Gerçekten nasıl bir şey olacağını hayal edemiyorum. Şu an bile bu dünya için sayıca çok fazlayız. Ayrıca son derece benciliz ve bu hiç de iyiye işaret değil. Oysa insanoğlu olarak asıl yönergemiz üretmektir. Oğlumun ve kızımın, kendi ailelerini kurmak istediklerinde buna sahip olabileceklerinden bile emin değilim.
- Maymun portrelerinden oluşan seriniz inanılmaz derecede güzel. Tanımlamak için uygun sözcüğü bulmak bile zor geliyor. Bu fikri nasıl ürettiniz? Sizi bu sevimli tüylü şeylerle çalışmaya iten neydi?
İnsanların ifade ve duygularını, maymunların da insanlara bu kadar benziyor olmalarını çok seviyorum. Her zaman insanları hayvanları gördüğüm gibi görmüşümdür. Komik ifadeleri birbiriyle yer değiştirebilen... Bence hepimiz hayvanların çeşitli evreleriyiz.
- Fotoğraflarınızdan bazıları gerçekçi resim çalışmalarını andırıyor. En çok ne tür rötuş yöntemlerini kullanıyorsunuz? Wacom tabletiniz, çalışma şeklinizi ne yönde değiştirdi?
Garip ama 4-5 yıl öncesine kadar rötuş işlemlerimi fare ile yapıyordum. Sorunum neydi bilmiyorum. Yaklaşık 18 yıldır rötuş yapıyorum, çocukluğumdan beri de resim ve boyama ile uğraşıyorum. Fotoğraf çekip karanlık odada baskı yapmaya başladığımda 8 veya 9 yaşındaydım. Bu tamamen deneyip görmek, ışık ve renk üzerinde çalışmakla ilgili. Ta ki fotoğraflar beni mutlu edecek hale gelene kadar...
- Görsel sanat icracılarının çoğunun bazı rüya projeleri vardır. Dünyanın istediğiniz herhangi bir yerinde istediğiniz büyüklükte bir işi yapma gücünüz ve hakkınız olsaydı, ne tarz bir fotoğraf projesi üretirdiniz? Sınır yok, kural yok! Sadece hayalgücünüzü kullanın!
Sınırsız bir bütçeye sahip olmayı; dev bir stüdyoda harika setler kurmak, en ilginç modeller ve karakterlerle anlaşmak ve her bir fotoğrafın aydınlatması için 2-3 gün uğraşacak lükse sahip olarak tümüyle kusursuz kareler yaratabilmek için isterdim. Figür fotoğraflarını düzgün kağıtlara yansıtmanın basitliğini ve zerafetini seviyorum ancak yine de şaşırtıcı öğeler içeren setler tasarlamak isterdim. Çeşitli projeler için bir milyon tane fikrim var ve bazılarının üzerinde çalışıyorum. Fakat zaman ve para, fotoğraf üretme sürecini kısıtlayıp sekteye uğratabiliyor.
- Sıra Bak Dergisi'nin zaman makinesinde. Biletinizi alın ve içeri girin. Size, tarihte iz bırakmış isimlerden biriyle akşam yemeği yeme şansı sunuyoruz. Tarihin hangi dönemine gider ve kimlerle aynı sofraya oturmak isterdiniz?
Francis Bacon ve Salvador Dali.
- Bak Dergisi'nin bu sayısında "Korku" temasını ele alıyoruz. Bu sözcük size neleri ifade ediyor? Korkularınızı bizimle paylaşır mısınız?
Benim korkularım geleceğe dair... Çocuklarımın dünyadan, benim aldığım keyfi alabilmelerini umuyorum. Dilerim onlar da temiz su, temiz yemek ve temiz hava tüketebilirler, uygun fiyatlara hava taşımacılığı yapabilirler, denize dalıp mercanları görebilirler, cıva ve diğer kimyasallardan etkilenmeyen sağlıklı balıklardan yiyebilirler. Ancak öyle görünüyor ki bunlar çok yakında mümkün olamayacak...
"Benim korkularım geleceğe dair... Çocuklarımın dünyadan, benim aldığım keyfi alabilmelerini umuyorum. Dilerim onlar da temiz su, temiz yemek ve temiz hava tüketebilirler."
- Jill Greenberg / Bak 13