- Resimlerinizin çoğunda çizgi roman etkisinin varlığı gözlemleniyor. Çocukluk döneminize denk gelen 80’li yılların sonu ve 90’lı yılların başlarında takip ettiğiniz çizgi romanlar var mıydı? İllüstratör olarak hayatınızı kazanmaya karar vermenizde ve bugünkü tarzınızı oluşturmanızda en büyük katkısı olan kişi ve olayı bizimle paylaşır mısınız?
Evet, çizgi romanları oldukça uzun bir süredir takip ediyorum. O yıllarda en çok Conan ve diğer Marvel çizgi romanlarını takip ettim. Onların dışında bir de 90’ların başlarında “Dinozorlar” dergisi vardı. Oradaki dinozor illüstrasyonlarına bayılırdım. İllüstratörlük mesleği konusuna gelince, hiçbir zaman tam anlamıyla ciddi bir “karar anı” olmadı. Beni yönlendiren ve destekleyen bir sürü insan oldu ama sanırım bu bir şekilde kendiliğinden olacaktı zaten.
- Baş döndürücü bir hızla gelişen dijital teknolojinin görsel sanatlar üzerindeki yoğun etkileri, birçok tartışmayı da beraberinde getirdi. Bazı fotoğrafçılar dijital fotoğraf makinelerinin, fotoğrafı sanat olmaktan çıkardığını, bazı illüstratörler de bilgisayar destekli illüstrasyonun, bu sanatın ruhuna aykırı olduğunu savunuyor. Siz, bilgisayar destekli resim ve illüstrasyon çalışmalarının bugün taşıdığı değeri ve gelecekte, sanat çevresinde sahip olacakları yeri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Aslında bu tartışmayı biraz anlamsız buluyorum. Bilgisayar veya dijital fotoğraf makinesi de tıpkı diğer alternatifleri gibi sadece birer araçtır. Asıl önemli olan bence algıdır. Sonuçta
dijital veri de analog veri de insan algısını baz alır. Eğer izleyici aradaki farkı umursamıyorsa veya bu farkı ayırt edemiyorsa bana göre o zaman sorun yok. Bence gelecekte dijital olmayan çalışmaların ‘orijinalden ayırt edilemeyecek’ derinlikte dijital reprodüksiyonları veri olarak saklanıp, zamanın etkilerinden korunmuş olacak.
- Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nin Grafik Bölümü’nden mezun oldunuz ve aynı bölümde yüksek lisans eğitiminizi sürdürüyorsunuz. Gelecekte akademik kariyer yapmaya ve yıllarınızı geçirdiğiniz okulunuzda öğretmen olmaya karar verdiğinizi düşünün. Müfredatı ve okulun kurallarını tümüyle bir kenara bırakma şansınız olduğunu varsayarak hayal ettiğinizde, illüstrasyon eğitimi konusunda öğrencilerinize nasıl bir yol haritası çizmek ve ne tür bir eğitim vermek isterdiniz?
Bu oldukça zor bir soru. Herhalde onları resim malzemeleriyle dolu bir odaya kilitler ve “serbestsiniz” derdim. Şaka bir yana, bu oldukça özveri isteyen bir iş. O yüzden zorla sevdirilebileceğini düşünmüyorum. Hatta bence bu işin bir yol haritası da yok. Her çizerin gelişim süreci birbirinden farklı olduğu için büyük ihtimalle kimseye fazla karışmazdım.
Eğer bu işlere yeterince meraklılarsa zaten bana ihtiyaç duyulmaz.
- Grafik tabletler, dijital resim ve illüstrasyon çalışmalarının olmazsa olmazı durumunda. Gelişmiş modellerle, monitör üzerinde boyama yapmak bile mümkün. Siz nasıl bir ekipmanla çalışıyorsunuz? Grafik tablet kullanarak resim yapmayı düşünen veya bu yönteme yeni adım atmış olan kişilere neler önerirsiniz?
Wacom Intuos3 A5 ile PC’de çalışıyorum. Daha gelişmiş modellerini deneme fırsatım olmadığı için daha fazlasına ihtiyacım olup olmadığından da pek emin değilim. Tablet kullanarak resim yapmayı düşünen kişiler öncelikle kendi tarzlarına uyacak şekilde, sistemlerinde, arayüzlerinde, fırça tiplerinde ve tablet ayarlarında değişiklikler yaparak performanslarını
artırabilirler. Galiba şöyle şeyler önermek lazım: Bilgisayarın sunduklarıyla yetinmeyin, gerçekten kendinize ait olan bir şeyler olsun o resimde. Bir de tablete adaptasyon sürecinde el-göz koordinasyonunun gelişmesi için normal çizimi de ihmal etmeyin.
- Portfolyonuzda bazen eski bilgisayar oyunlarının jenerik resimlemelerini andıran, karakter anatomilerinin o dönemi anımsattığı, çok renkli illüstrasyonlar; bazen de ışığı ve atmosferiyle daha gerçekçi ancak yine de içeriğinde hayal dünyasını barındıran çalışmalar karşımıza
çıkıyor. Özgün tarzınızı oluşturma aşamasında olduğunuz bu dönemde, en çok hangi kaynaklardan, hangi tür çalışmalardan ve hangi sanatçıların eserlerinden etkileniyorsunuz?
Evet, eski oyunların illüstrasyonlarını çok seviyorum, özellikle de pixel art’ın altın çağını. Bunun dışında çizgi romanları zaten seviyorum. Onların kapaklarını çizen ressamların işlerine hayranım: Frank Frazetta, Boris Vallejo, Simon Bisley, Alex Horley, Jim Murray, Glenn Fabry... Daha bir sürü kaynak ve sanatçı var, hepsi aklıma gelmiyor. Beslendiğim görsel kaynaklar genelde belli bir dönemi ve hobilerimi kapsasa da her zaman yeni ve farklı şeylere açık bir şekilde bunu sürdürüyorum.
- Sanatçıların birçoğu, müşterileri veya izleyicileri için yaptıkları çalışmalarla yetinemez ve sanatlarını daha özgürce ortaya koyabilecekleri, bakış açılarını daha büyük bir keyifle yansıtabilecekleri kişisel projeler üretme yoluna giderler. Sınırsız bir bütçeniz olsaydı, siz ne tür bir kişisel proje yaratmayı tercih ederdiniz?
Bu tatminsizlik çelişkisi her zaman var ve müşteri veya izleyici için bir şeyler yapılıyorsa doğal olarak sanatçı bundan bıkıp asıl yapması gerekeni yapacak, yani ‘sanat’ yapacaktır. Eğer ‘sanat’ diyebileceğim bir şey yapmak isteseydim bu yine büyük ihtimalle görsel sanatlarla ilgili olurdu. Aklıma her gün bu tarz projeler için onlarca fikir geliyor fakat bunların hepsini tek bir projede toplamak sanırım imkânsız. O yüzden şimdilik sadece ‘gerçekçi olanlar’ı not alıyorum.
- Hayal dünyanızın yansımalarını sanatseverlerle paylaştığınız çalışmalarınızda sıklıkla kullandığınız şiddet teması, ne yazık ki bütün gerçekliği ve ürkütücülüğüyle günümüzün insan yaşamına hâkim olmaya devam ediyor. Siz, yaşamınızı sanatla kazanan ve kazanacak olan genç bir illüstratör olarak dünyanın geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Şiddet konusu ve insanların buna tepkisi oldukça ilginç geliyor. Asla şiddeti desteklemedim ama gerçek olmayan, ‘sanal’ şiddettin sanatta kullanılmasına karşı değilim. Şiddetin, varlığı inkâr edilip saklanılarak yok edilebilecek bir şey olduğuna inanmıyorum. Mesela, şiddetin ‘gerçek’ olanına maruz kalmayan toplumlar onun sanalını tüketmeye daha bir meyillidir. Korku filmleri belki de bu yüzden var. Bence dünyanın geleceğini ve düzenini etkileyecek olan şey, insanın bir parçası olan şiddetin kendisi değil, eksikliği olacak. İnsanların ‘sanal şiddet’i talep edecek kadar şiddetsiz bir dünyada yaşaması umudunu yitirmemek için şiddet temasını kullanıyorum.
- Sanat tarihinin efsane isimleri, dünyaca ünlü ressamlar, heykeltıraşlar, müzisyenler ve diğer sanat icracıları, tarihin tozlu sayfalarına birbirinden etkileyici cümleler bırakmışlardır. Örneğin büyük usta Michelangelo, heykel ile ilgili içgüdüsel dehasını, “Oymak çok kolaydır. İçerilere doğru girer ve deriye gelince durursunuz” sözleriyle ifade etmiştir. Siz de eserlerinizin ve sözlerinizin nesiller boyunca canlı kalacağını varsayın ve düşünün... Tarihe kendi imzanızla nasıl bir not düşmek isterdiniz?
Bilmiyorum, galiba bu tarz bir not düşebilmek için ilk önce 'sanat tarihinin efsane ismi' olmak
gerekiyor. Şimdiki aklımla böyle bir not yazsaydım herhalde şunun gibi naif bir şey olurdu: "Sevdiğim tarzda şeyler yapmaya çalıştım... Ve sanırım buraya bir şeyler yazmam gerekiyor!"
- Yedinci sanat olarak tanımlanan sinemanın, yaratıcı gücünüz ve hayal dünyanız üzerindeki etkilerinden söz eder misiniz? Görsel bakış açınıza en yakın bulduğunuz
film yönetmenleri kimler?
Aklıma gelen fikirlerin bir kısmını da sinemaya borçluyum. Film zevkleri konusunda ise biraz midesiz olduğum söylenebilir çünkü içerisinde bilimkurgu veya fantastik unsurlar bulunan her
tür filmi keyifle izlerim. Bu konuda tam bir ‘çöp sinema’ tüketicisiyim. Geçtiğimiz sene kaybettiğimiz sinema yazarı Metin Demirhan, bana bu tarz filmler konusunda oldukça yardımcı
olmuştu. Sevdiğim bir sürü yönetmen var ama hepsi aklıma gelmiyor: John Carpenter, Sam Raimi, George Romero, Dario Argento, Enzo G. Castellari, Quentin Tarantino, Takeshi Miike, Woo-ping Yuen, Çetin İnanç... Bu liste uzayıp gidiyor.