- Bilimadamı olmak istiyorsanız, bir bilim adamı gibi yaşamalısınız. Müzisyen olmak istiyorsanız ruhunuz notalar ve melodilerle dolu olmalı... Fotoğrafçı olmaya kara vermiş iseniz de, günlük hayatınızdaki her şeyi bir fotoğraf karesi gibi algılayabilmelisiniz. Bugün sizi tanıyarak, bütün bu dalların olağanüstü ortaklığına tanıklık ediyor; dünya çapına konferanslara katılmış bir kuantum fizikçisini, çok yetenekli bir müzisyeni ve ünlü bir fotoğrafçıyı aynı anda konuk ediyoruz. Üstelik konuğumuz henüz 30 yaşında. Öncelikle sizi, etkileyici altyapınız için tebrik ediyoruz.
Nezaketiniz için teşekkür ederim.
- Genel olarak baktığımızda bilimin kurallar, sanatın ise duygular üzerine yoğunlaştığını gözlemleyebiliyoruz. Her iki alanda da başarılı olmanın sırrı nedir? Hayatı hem bir sanatçı, hem de bir bilim adamı olarak görebilmenin ayrıcalıklarını bize anlatır mısınız?
Her etkinlik katılım gerektirir. Konu ne olursa olsun, değerli bir şeye sahip olmak için büyük çaba gösterilmelidir. Benim yaptığım şey, sadece keyif için çalışmak. Son derece basit bir kural. Fotoğrafçılıkta, yarattığım duyguları karelere yerleştirmenin keyfi, bilimde ise bir şeyler keşfedip onları daha iyi anlamanın keyfi...
- Birçok yerde eğitim gördünüz ve bugün Varşova Üniversitesi'nde yardımcı profesör olarak çalışıyorsunuz. Herkes uzun yıllar boyunca okuyabilir ve çok şey öğrenebilir ancak öğretmek, tek ölçüsü sahip olunan bilgi olmayan çok farklı ve zor bir olgudur. Siz, fizik değil, fotoğrafçılık alanında görev yapan bir öğretim görevlisi olsaydınız, öğrencilerinize nasıl bir program uygulatırdınız? Eğitim yönteminizin özeti ne olurdu?
Ben fotoğraf eğitiminin çok mantıklı bir şey olduğunu düşünmüyorum. Fotoğraf okullarına hayran olduğumu söyleyemem. Bir okul konferansına, fotoğraf alanında konuşmak üzere davet edilseydim, sadece işlerimi gösterir, onları nasıl yaptığımı anlatır ve soruları yanıtlardım. Çok büyük tavsiyeler getirip, kuralları tanımlamaya kalkışmazdım. Verebileceğim en büyük tavsiye, hiçbir tavsiyeye uyulmamasıdır.
- İnternet sitenizin kapağında kendi düşünce tarzınızı, David Lynch'in başyapıtı "Kayıp Otoban" filminden bir sözle ifade ediyorsunuz; "Olan şeyleri kendi yöntemimle hatırlamayı severim. Ben öyle hatırlıyorum diye olayın öyle gerçekleşmiş olması gerekmez."
Evet, işlerim, gerçeğin bir bölümü için yaptığım yorumlardır. Bu söz de bunu vurguluyor. Daha fazla, daha özel bir şey değil.
- Aynı zamanda göz alıcı bir de portre fotoğrafını çekmiş olduğunuz David Lynch'in, sinematografik alanda kişisel ve oldukça özgün bir tarzı var. Bu sayede izlemekte olduğumuz filmin bir Lynch filmi olup olmadığını kolayca algılayabiliyoruz. Bu, bir sanatçı için sahip olunabilecek en değerli özelliklerden biri ve siz de buna sahipsiniz.
Evet, çoğu insan için bu çok değerlidir ama ben her zaman asıl konunun bu olduğunu düşünmüyorum. Biri, sürekli aynı yaklaşımla iş yapıyorsa izleyiciler bundan sıkılabilir. Kişisel olarak ben, izleyiciye zaten beklemekte olduğunu değil sürprizleri sunmayı tercih ederim.
- Çalışmalarınızı gerçekleştirirken kendinizi ne ölçüde özgür hissediyorsunuz? Sınırsız bir bütçeniz olsaydı nasıl bir kişisel proje yaratırdınız?
Ben böylesi bir projede bütçeyi büyük bir çekim kadrosu için harcardım, ki aralarından sıradışı olanlarını bulabileyim. Portreyi portre yapan fotoğrafçı değil, mankendir.
- Sinema, birçok fotoğrafçının en güçlü ilham kaynakları arasında yer alır. Yedinci sanat, sizi de böylesine motive ediyor mu? Ne tür filmleri ve hangi yönetmenleri görsel bakış açınıza daha yakın buluyorsunuz?
Sinemalarda her oynadığında izlediğim bir film var. Yukarıda da adı geçen, "Kayıp Otoban". Salonda 17 kez, DVD'de de defalarca izledim. Karelerimden biri, filme gönderme içeriyor. Filme ve onun ana karakterlerinden birine... "The Mystery Man".
- Dijital teknoloji, fotoğraf alanında birçok önemli avantajı beraberinde getirirken, bazı konuları da tartışmaya açmış oldu. Bazı insanlar Photoshop düzeltmelerinin fotoğrafın ruhuna aykırı olduğunu savunurken, bazıları ise tam tersini düşünüyor ve Photoshop'un, dijital fotoğrafçılığın karanlık odası olduğu kanısını paylaşıyor.
Ben fotoğrafçılıkta ruhu aramıyorum. Yaptığım tek şey kendimi mutlu etmek ve gerçekten mutlu olduğumda yaptıklarımı başkalarıyla paylaşmak. Başka bir şey için çabalamıyorum. İşlerime felsefeyi karıştırmıyorum. Benim kişisel değer yargılarım, aslında eğlenceli bir hobiden ibaret olduğunu düşündüğüm fotoğrafçılıktan başka alanlara kayıyor. Fotoğrafçılığı çok derin ve önemli bulmuyorum. O da duygularımızı etkilemenin yollarından sadece biri. Evet zaman zaman etkileyici olabiliyor ancak sadece duygular seviyesinde... Fotoğrafçılık gerçek bir bilgelik değildir. İnsanların sürekli olarak bu kadar önemsiz olan bir şeyin ruhundan bahsetmeleri bana çok saçma geliyor.
- Şu an birçok insan, fotoğraflarınız üzerindeki oynamalarınızı "Andrzej Dragan Tarzı" olarak benimsemiş durumda. O kadar ki, internette fotoğraflara "Andrzej Dragan etkisi" veren Photoshop eklentileri bile bulunabiliyor. Böyle uygulamalar yüzünden gerçekten özgün şeyler yaratmak giderek imkansızlaşıyor. Ancak aynı zamanda da Photoshop'un ustaca kullanımı, bazı karelere kusursuz tatlar verebiliyor.
Bu yüzden de yapılması gereken en önemli şey, başkalarının işlerini izlemekten kaçınmak ve özgün olanı yaratmaya gayret etmek. Etkilenmemek, özenip daha önce yapılanı takip etmemek...
- Tüm bunları düşündüğünüzde, fotoğrafın ve güzel sanatların geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Böyle sorularla meşgul olmak istemiyorum. İnsanlar her zaman birbirleri tarafından keyiflendirilmek isterler. Anlamlar değişiyor ve daima da değişmeye devam edecek. Bugün fotoğrafçılık çok popüler ancak bir süre sonra yerini, şu an keşfedilmemiş başka bir şeye bırakacak. Ne olacağı hakkında bir fikrim yok ama merak etmeyin, bu zamanla ilgili bir şeydir.
- Sizce "Andrzej Dragan etkisi", fotoğrafların içerdiği ruh halini ne yönde değiştiriyor?
Benim yaptığım şey, insanların görünüşlerinde ilginç bulduğum noktaları ortaya çıkarmak. Sözcüklerle anlatılabilecek bir şey olsaydı size fotoğraflarımı göstermemin bir anlamı kalmazdı.
- Geçmiş yıllara geri dönebilme şansınız olsaydı, bir akşam yemeğinde sanat tarihinden hangi önemli ismin misafiri olmak ve onunla neleri konuşmak isterdiniz?
Korkarım sanatçılarla akşam yemeği yemek beni pek ilgilendirmezdi. Ama diğer tarafta bir de Leonardo da Vinci gibi bir sanatçı var. Teklifiniz onu da kapsıyorsa sanırım benim seçimim o olurdu.
- 30 yaşında genç bir bilim adamı ve sanatçı olarak bugüne kadar birçok ödüle layık görüldünüz. Bunların arasında; Polonya Fizik Derneği'nin "Fizik Dalında En İyi MSc Tezi"nden, Dijital Camera Magazine'in "Yılın Fotoğrafçısı" ödülüne, KTR Reklam Festivali'nde altın, gümüş ve bronz madalyalardan, Epica Ödülleri'ndeki bronz madalyaya kadar birçok ödülü sayabiliriz. Ödüller sizi motive ediyor mu? Şöhreti önemser misiniz?
Ben çoğunlukla tam tersine inanırım. Şöhreti önemsemek, sizi ödül kazanmanız için motive eder. Benim için en büyük ödül, çalışmalarımın başka insanlar tarafından beğenilmesidir. Memnun olmam için bu yeterli.
- Dünyada "Andrzej Dragan" adında bir ülke olsaydı, nasıl bir yer olurdu? Bayrağı neye benzer, ulusal marşında ne gibi sözler bulunurdu?
Her zaman büyük bir şehrin ortasında, bir gökdelenin çok yüksek katlarından birinde küçük bir yer satın almak istemişimdir. Şehri ve yoğun trafiği görebileceğim, kalabalığı ve gürültüyü hissedebileceğim bir yer... Bir mesafeden dünyayı izlememe olanak verecek bir yer... Kimsenin beni görmeyeceği ve rahatsız edemeyeceği... Birkaç hafta önce bu hayalimi gerçeğe dönüştürdüm ve bugün, iki tarafı tamamen pencerelerle kaplı olan 20. kattaki bu yeri, her zaman istediğim şekle getirmek için yeniden yaratıyorum. İşte benim küçük krallığım bu olacak. Görkemli bir bayrağı veya marşı yok. Sadece sessiz bir gözlem noktası...
- Bak Dergisi'nde bu sayımızın konusu "Korku". Yaşamınızda ne gibi korkular var? Bu sözcük size neleri ifade ediyor?
Belki de hayatta en çok nefret ettiğim şey zaman kaybıdır. Bu yüzden kırmızı ışıkta durmayı sevmem. Bu gerçek bir korku değil çünkü zaman kaybını engellemenin birçok yolu var. Ama bazen, bilimsel işlerimle ilgili olmak üzere, amaçlarıma ulaşamayacak olmanın korkusunu yaşıyorum. Ortada bir sorun var, büyük bir sır. Şimdiden yıllardır üzerinde düşünmüş olduğum bir sır. Şu anda en büyük emelim, onu çözmek. Yaklaştığımı hissediyorum ama aynı zamanda da başaramamaktan korkuyorum. Bu sıralar mücadele ettiğim korkum bu.