Bak Dergisi'ni Facebook'tan da Takip Edin!
Facebook'ta Bak'ın hayranı olabilir veya Bak Dergisi grubuna katılabilirsiniz!

interviews

Ara:
Sayı Seç:
Bak | 12 Röportajları
Sizinle de röportaj yapmamızı ister misiniz? Bize ulaşın.

rastgele

rastgele
Erol Güneş
İllüstratör { www.erolgunes.com }
Erol Güneş

- Bugünkü adı Mimar Sinan Güzel Sanatlar "Üniversitesi" olan Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nin Grafik bölümünde eğitim gördünüz. Sadece akademinin fakülteye dönüştürülmesi olayı bile, Türkiye'deki sanat eğitiminin nasıl bir noktaya getirildiğini gözler önüne seriyor. Siz ülkenizdeki sanat okullarının durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Elinizde sınırsız yetki olsaydı öncelikli olarak neleri değiştirmek isterdiniz?

Devlet Güzel Sanatlar Akademisi, mezun olmama bir yıl kala, Mimar Sinan Üniversitesi’nin bir fakültesi haline getirilmişti. Göç nedeniyle, lise yıllarımda akademi mezunu olma hayalim zaten bir kez suya düşmüştü. Çok üzüldüğümü hatırlıyorum. Bu anlaşılmaz durumu, eğitim sistemimizi "tren veya vapur sefer tarifesi" gibi düzenleyen ilgisiz ilgili çok, ama çok üst düzey bürokratların daracık bakış açılarına bağlamıştım. Bu görüşüm devam ediyor.

Yine de karamsar değilim. Üniversitedeyken hocam olan Süleyman Saim Tekcan, Anadolu Üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Grafik Bölüm Başkanı
Profesör Tevfik Fikret Uçar ve birçok degerli üstadların tükenmez çabaları sayesinde Turkiye'deki sanat eğitimi hayat buluyor. Sınırsız yetkim olsaydı, özel yetenek gerektiren tüm eğitim kurumlarını "kooperatif" zihniyetinden kurtarırdım elbet.

Meslek kuruluşları ve nitelikleri konusunda hiçbir zaman istenen düzeye gelemeyen ülkemizde, Türkiye İllüstratörler Derneği'nin kuruluşuna tanıklık ettiniz ve derneğin üyeleri arasında yer aldınız. Birkaç görkemli ve etkileyici sergi etkinliğinin ardından İllüstratörler Derneği, faaliyetlerini durdurma kararı aldı. Bu kararın altında yatan neden neydi? Türkiye'de görsel sanat icra eden kişiler, bir araya gelmekte neden güçlük çekiyorlar?

Bilinç eksikliği. En kısa yoldan tarif edebilirim bu üzücü durumu. "Birlikten kuvvet doğar" ilkesi, sohbetler sırasında basit bir cümle olarak geçtiği içindir herhalde. Üyelerin, birbirlerini, rakip olarak değil, meslektaş olarak görmeleri gerekiyordu. Birinin çıkarını gözetmek, hepsinin çıkarını gözetmek demektir.

Günümüz ekonomik şartlarında insanlar, "gemisini kurtaran kaptan" ünvanını tercih ediyor ve o gemiyi kurtarmak adına farkında olmadan diğer kaptanları da aynı şekilde davranmaya zorluyorlar. Oysa rekabet ve mücadele, fiyat konusunda değil, daha kaliteli çalışmalarla olmalı.

- Reklam ajanslarında bulunduğunuz dönemin ardından serbest illüstratör olarak çalışmaya başladınız ve 7 yıl boyunca kalemleriniz, fırçalarınız ve boyalarınızla eserler ortaya koydunuz. 1996 yılına gelindiğinde ise radikal bir değişiklikle bilgisayar ortamına geçtiniz. Sağladığı çok önemli avantajların yanında geçiş sürecinde yaşattığı sancıların da gözardı edilemeyeceği bu dönemde yaşadıklarınızı bizimle paylaşır mısınız?

Ben her konuda biraz inatçıyımdır. Hayatıma yenilik getirecek en ufak bir atılım için bile birçok kişinin telkinlerine ihtiyacım olmuştur ve olmaktadır. Tabi ki sonra da bu kadar zaman kaybettiğime hep pişman olmuşumdur. Bilgisayara da bu şekilde geçtim. Arkadaşımın ikna çabaları bir yıl sürdü. Bilgisayarın sunduğu olanaklar karşısında nutkum tutulmuştu. Sınırsız deneme yolu. Çalışma sırasında meydana gelen hatalar, 1, 2, ... 5 gün sonra bile düzeltilebilir. Diğer yandan, karşımda özenle yaptığım bir çalışmaya dokunamıyordum bile. Elime alıp, odanın istediğim köşesine koyup bakamıyordum. Ya da çerçeveye koyup asamıyordum. Kağıt üzerine yapılmış bir illüstrasyon bana canlı, nefes alan bir nesne gibi gelirdi. Oysa bilgisayardaki benim olmasına rağmen, ona dokunamıyordum, el süremiyordum. Tuhaf bir duygu...
Uzun sayılamayacak bir sürede alıştım bilgisayara... O da bana.

Hiç unutamam; ilk bilgisayarımı alalı iki gün olmuştu. Bir ajanstan çağrıldım ve bilgisayarda yapılması gereken çalışmalar talep edildi. Sanat yönetmeni olan arkadaşıma bilgisayarımı yeni aldığımı ve hangi tuşa basacağımı bile bilmediğim için bu işi alamayacağımı söyledim. İkna edemedim ve almak zorunda kaldım. Beni bilgisayara "bulaştıran" arkadaşımla birlikte üç günde, alnımızın akıyla, aylar sonra İngiltere’de ödül alacak bir çalışma meydana getirdik.

Ben neyin nasıl olması gerektiğini söyledim. O ise tuşlara basıp durdu. Yaşadığım en büyük zorluk buydu. Hani dokunamıyorum ya...

- Zamanda yolculuk yapma şansınız olsaydı, tarihin hangi döneminde, hangi sanatçı veya sanatçılarla aynı sofrayı paylaşmak isterdiniz? Onlara en çok sormak isteyeceğiniz soru veya söylemek isteyeceğiniz şey ne olurdu?

Vincent Van Gogh. Gözleri neyi görüyor... Tapıyorum Van Gogh'a.
Diğer yandan Lascaux mağarası duvarlarına resim yapmış o "ilkel" insanlarla konuşmak isterdim. Ben, "modern" insan, kitaplardan başka illüstratörlerin yaptıklarına baktıkça etkilenip, illüstrasyon yapmaya heveslendim. Onlar kimden heveslendi?

- Sinema ile ilgileniyor musunuz? Yanıtınız evet ise, hangi tür filmleri ve görsel bakış açısı bağlamında hangi yönetmenlerin tarzlarını beğeniyorsunuz?

Sinema ile sadece bir seyirci olarak ilgileniyorum. Belgesel nitelik taşıyan filmlere bayılırım. Tarzını en çok beğendiğim yönetmen ise Steven Spielberg.

- Bak Dergisi'nin üçüncü sayısında konuk ettiğimiz illüstratör Şahin Karakoç, bugünkü tecrübe ve birikimleriyle 20'li yaşlarına geri dönme fırsatını yakalasaydı neler yapardı diye sorduğumuzda şu yanıtı vermişti; "O zamanlar daha kaliteli olduğu için bol bol kağıt, fırça ve tuval depolayıp kimseyi dinlemeden sürekli resim yapardım." Siz bu ayrıcalığı nasıl değerlendirirdiniz?

27 yıldır denizleri dolaşıyor olurdum. Denizci olmak çocukluk hayalimdi. Gezmek, görmek, tanımak... İnternette dolaşarak, kartpostallara bakarak değil.
İnsanların neyi, nasıl ve niçin yaptıklarını görmek, onları tanımak, dünyadaki güzellikleri görmek ve onları yaşamak...

- Dünyada Erol Güneş adında bir ülke olsaydı; hangi coğrafyada bulunur, nasıl bir bayrağa sahip olur, insanları hangi dili konuşup hangi işlerle uğraşırlardı? Anayasasının ilk maddesinde nasıl bir tanım yer alırdı?

Kesinlikle kuzeyde olurdu. Yazları ılıman, kışları sert geçen bir iklimi olmalı. Kış ve kar delisiyim. Çocukluğumdan kalan bir delilik... Bayrağı gök mavisi olurdu. Temizliğin ve sonsuzluğun simgesidir benim için. İnsanlar birbirini ‘anlayacakları’ dili konuşurlardı ve doğaya zarar vermeyecek her işi yapabilirlerdi. Anayasanın ilk maddesi; “Burası bizim evimizdir”.

- Gençlikte kurulan hayaller, yaş ilerledikçe ve yeni aileler kuruldukça, yerlerini gerçekliğe ve yaşam mücadelesine bırakıyorlar. Bu deneyimi yaşamış biri olarak; bugün, üniversitelerinde sanat eğitimi alan ve Türkiye'de illüstrasyon alanında kariyer yapmak isteyen genç sanatçı adaylarına neler söylemek istersiniz?

Öncelikle, bu alanda emek veren kişilerle konuşmalarını tavsiye ediyorum. Okulda kurulan hayaller çok ama çok ender olarak hayattaki gerçeklerle örtüşüyor. Ayrıca, ilgili okullarda illüstrasyon dersleri olmasına rağmen, illüstrasyon öğretilmiyor. Öğretmek de zaten olanaksız. Sadece iyi çizmek yetmiyor. Genç adayların sürekli "profesyonelleri" takip etmeleri gerekiyor. İnternet sayesinde inanılmaz boyuttaki kaynaklara ulaşabilirler. Belli bir konu ile ilgili yapılmış bir çalışmayı inceleyip, başka bir şekilde nasıl yapılabilir diye kafa yormaları gerekiyor. Yaz tatillerinde bir reklam ajansında stajyer olarak çalışmalarını kesinlikle tavsiye ederim. Ajansta nelerin nasıl yapıldığını öğreneceklerdir. Dolayısıyla illüstratör olduklarında kendilerinden ne istendiğini ve bunu nasıl yapacaklarını bileceklerdir. Ve sakın alınmasınlar ama her işte olduğu gibi burada da "çıraklıktan" başlanır. Ustalığa (ben henüz ulaşamadım) ve iyi ücrete ulaşma süresinin, gösterecekleri çabaya ve sarfedecekleri emeğe bağlı olduğunu unutmamaları gerekir.

- Türkiye'de ve dünyada, çalışmalarını beğeniyle takip ettiğiniz ressam ve illüstratörlerin isimlerini bizimle paylaşır mısınız? Sizce onları, diğerlerinden farklı kılan özellikler nelerdir?

Kesit otomobil ve mekanik parça airbrush ustası David Kimble. Müthiş emek ve hassas işçilik... David Grove'u hep kıskanmışımdır. Ayrıca niye yalan söyleyeyim, Şahin Karakoç gibi olmak isterdim.

- Bak Dergisi'nin 12. sayısındaki konumuz "Kırmızı". Bu sözcük size neleri ifade ediyor? "Kırmızı" denince gözünüzün önünde neler canlanıyor?

Fırsat bulmuşken Kırmızı Ödülleri’nin yaratıcılarını tebrik etmek gerekir. "Kırmızı" henüz yokken çingene düğünü, şarap, kan, gül gibi şeyler aklıma gelirdi.
Şimdi ise ödül gecesi...

"Lascaux mağarası duvarlarına resim yapmış o 'ilkel' insanlarla konuşmak isterdim. Ben, 'modern' insan, kitaplardan, başka illüstratörlerin yaptıklarına baktıkça etkilenip illüstrasyon yapmaya heveslendim. Onları kim heveslendirdi?"

- Erol Güneş / Bak 12
  • Erol Güneş Turkiye'nin en önemli illüstratörlerinden biridir. Mütevazılığı sanatını daha da yüceltmektedir.

    Mehmet Özdemir
  • * maks. 200 karakter
  • Gönder