Sloganı “A Cidade Sorriso” (“Gülümseyen Şehir”) olan, Güney Amerika’nın en önemli şehirlerinden biri Curitiba’da dünyaya geldiniz. Burası hakkında neler düşünüyorsunuz? Çocukluğunuzu anımsadığınızda aklınıza ilk olarak ne geliyor?
Altı aydır São Paulo’dayım ama tüm politik sloganlarına rağmen memleketim Curitiba’yı çok seviyorum. Sizin söylediğiniz, geçmiş yıllarda bulunmuş olan onlarcasından biri. Ve aslında ironik bir örnek... Çünkü orada yaşayanlar, genellikle dışarıdan gelenlere pek açık olmayan insanlardır. Belki de bu şehrin ortasında bir gülümseme doğmasının, birilerinin size iyilik yapmasından daha muhtemel olmasının altını çizmeye çalışıyorlar. Ama hayır, aslında o kadar kötü değiller. Curitiba gelişmiş bir ülke şehrine benzetilir, ama bu bence biraz abartılıdır. Yine de, şehrin iyi planlanmış bir kalkınma tarihi var ve bu toplu taşıma sistemini dünyanın en iyileri arasına sokmuş. Ayrıca, yanılmıyorsam 1999’dan beri resmi bir yeniden dönüşüm politikası uygulanıyor. Bence bunlar büyük başarılar.
Çocukluğumu düşünürken, aklıma gelen ilk şey evde dolaşıp durmam. Evde çok dururdum, oyuncak olmayan şeyler dahil her şeyle oynardım. Çok güzeldi. Ama sokağa da çok çıkardım. En azından bugün sokakta gördüğüm yalnız çocuklardan çok daha fazla çıkardım. Sanırım artık eskisi kadar güvende değiller ya da ebeveynler paranoyaklaştı. Ya da her ikisi de...
Tipografi hayatınızın önemli bir kısmını oluşturuyor. Harflerle, yazı tipleriyle ve sözcüklerle oynama konusunda ustasınız. Buradan hareketle, hangi markaların görsel ve tipografik seçimlerini beğeniyorsunuz? Elinizde olsa hangilerini değiştirmek isterdiniz?
Böyle düşünmenize sevindim, teşekkürler. Young & Rubicam’ın Y&R monogramını çok seviyorum. O Radio yazı tipinin büyük harfleri gerçekten çok güzel. Aslında daha geçen gün bu logoyu düşünüyordum. Her ne kadar yazı tiplerinin böyle büyük bir şirketin resmi yüzünde kullanılması tasarımcılar için gurur verici olsa da, Thirstype’ın çok sayıda lisans sattığından emin değilim, çünkü rakiplerinin görünümüne benzemek istemeyen diğer ajanslar ve stüdyolar bunu yapmıyorlar. Ama bu, São Paulo’nun inanılmaz derecede yoğun günlük trafiğinin içinde sıkışmış birisi olarak benim yarattığım tahmin yürütmeler de olabilir tabii!
Değişmesini çok istediğim bir logo, Brezilya hükümetinin şu anki logosu. Gerçekten ona bakmaya katlanamıyorum. Ancak bunun almak isteyeceğim bir iş olduğunu da sanmıyorum çünkü çok fazla politik anlamı var.
Şu an 27 yaşındasınız. Harika bir yaş, ancak zaman çok çabuk geçiyor ve bunu yavaşlatmak imkansız. “Gerçekleştirmeden ölmemeliyim” diye düşündüğünüz büyük planlarınız var mı?
Hayır aslında şu an yok. Hayatım bir yıl kadar önce önemli ölçüde ve beklenmedik şekilde değişti. Önceliklerim çok karmaşık çünkü hala olayları çözebilmiş değilim. (Evet biliyorum, biraz yavaşım.) Sanırım bu sorunun en olası cevabı seyahat etmek. Çok büyük bir plan değil ama kesinlikle ölmeden önce birçok yer görmek istiyorum. Ve yaşamak... Bazen öğlen tatilinde dışarı çıkıyor, düşünüyor ve şöyle diyorum; “Şu güneşe bak! Hayatımın en sağlıklı yıllarında günün 10 saatini bilgisayar başında harcıyorum.” Ve sizin de söylediğiniz gibi, zamanın yavaşladığı falan yok. Ah, bunlar çok garip yıllar. Birisi size gelip “Büyük planın ne?” diye soruyor ve siz “Biraz yaşamak” diyorsanız, hayatınızda bir şeyler yanlış gidiyor demektir! Ve bir de yazmak... Son zamanlarda tasarım yapmaktansa yazmaktan hoşlanıyorum, ki bunu her soruya verdiğim uzun cevaplarımdan anlayabilirsiniz. Yani listeye hiç de özgün olmayan “kitap yazmak” maddesini ekliyorum.
Sınırsız bir bütçeniz olduğunu ve bir tipografi müzesi inşa edebileceğinizi hayal edin. Nasıl bir bina olurdu? İçeride neler görürdük? Ve adını ne koyardınız?
Harika! Muhtemelen Frank Gehry’den bir proje isterdim. Ya da bir yarışma düzenlerdim, çünkü Gehry zaten çok iyi projelere imza atmış bir isim. Binanın, tipografi konusundaki düşüncelerimin bir yansıması olarak çok katlı olmasını ve katların birbiriyle post modern biçimde kesişmesini isterdim. Olabildiğince ince ve temiz, bir sebepten ilki daha uzun, ikincisi daha yatay ve daha az katlı olurdu. İç mekanın da tarz olarak orta döneme ait olması tercih edilirdi. Bir de lütfen harf şeklinde mimari biçimler olmasın. Bina, bina gibi olsun. Ama tabii ki başka bir profesyonele böyle kesin talimatlar vermek de hoş değil.
Koleksiyonun odak noktası ve sunumu öncelikle harf şeklinde olmalı ve tipi de ifadeye yardımcı olmalı ki ilk başta pek önem vermeyen insanların dikkatini çeksin. Sonra yazı sistemleri, tarih ve bunun gibi şeylere girilir. Bir dakika, sınırsız bütçe mi dediniz? Kahretsin, o zaman her kıtada bir tane inşa edelim, her birinde küresel bir bölüm ve daha yerel bir bölüm bulunsun. Bu arada Rudy Vanderlans’ı arayıp bu projenin küratörünü seçmesini isteyelim çünkü ben bir tipografi öğretmeni değilim. Tamam o da bir akademisyen sayılmaz ama birçoklarını tanıdığı kesin. Ayrıca onun fikirlerine güveniyorum. İsim konusunda ise sponsorumuza cömert davranıp onun ismini kullanırız. Adil, değil mi? John Doe (İsimsiz) Yazı Müzesi...
Müzik, çalışırkenki ruh halinizi etkiler mi? Zaman zaman sanatsal yaratım sürecinize doğrudan yansıdığı olur mu?
Evet, kesinlikle. Özellikle yeni ve diğerlerinden daha mutlu bir bağımsız grup keşfettiğimde, ilk doymuş renkli arkaplanlarım ortaya çıktı. Ayrıca iç hızımı kontrol etmeme de yarıyor. Çok uykum olan zamanlarımda daha yoğun ve hızlı müzik, gergin olduğumda ise başka türlü şeyler gerekiyor.
Brezilya, neredeyse futbolla eşanlamlı olarak kullanılıyor. Önceki konuklarımızdan bir Corinthians taraftarı olan Adhemas Batista, bize 2006 dünya kupasındaki çoğu maçı izlediğini söylemiş; bir diğer Brezilyalı sanatçı Nelson Balaban da “Eğer Brezilyalı iseniz, kötü futbol oynamak gibi bir şansınız yoktur” demişti. Siz bu güzel oyun hakkında ne düşünüyorsunuz? Curitiba’dan çıkan Atletico Paranaense ya da Parana Clube gibi takımları destekliyor musunuz?
Futbolu çok seviyorum. Hem seyretmeyi, hem de oynamayı sevdiğim tek spor dalı. Ben bir Atletico Paranaense, diğer adıyla Furacão (Kasırga) taraftarıyım. Ergenlik çağımda neredeyse tüm Atletico maçlarına gittim ve bu bende saplantı halini aldı. Kaybettiklerinde günlerce canım sıkkın olurdu. Neyse ki artık daha özgürüm. Hatta dürüst olmak gerekirse şu an takımın neler yaptığından bile çok az haberim var.
Adhemas bir Corinthians taraftarı mıymış? Ne yazık! Brezilya şampiyonasında büyük bir düşüş yaşadılar. Aslında bu, takımın 30 milyona yakın taraftarı için de çok üzücü. Ama bence bu onlara uzun vadede iyi gelecek. Böyle bir bozgun, onlara bir sorun olduğunu göstermiş oldu. Ve eğer taraftarları kadar büyük olmak istiyorlarsa bu sorunu çözmeleri gerekiyor. Bu, Brezilya geleneğindeki gibi, 10 seneyi oyalama yöntemleriyle geçirmekten iyidir!
Rio de Janeiro doğumlu Brezilyalı grafik tasarımcı Gui Borchert, Bak Dergisi’nin ikinci sayısında konuğumuz olmuş ve şöyle demişti; “Bence sanat ve tasarım, dünyada bir fark yaratmak için çok güçlü iki yöntemdir.” Siz bu görüşe katılıyor musunuz? Tasarım ve tipografi dunyayı hangi açılardan değiştirebilir?
Katıldığı projelerin büyüklüğüne bakılırsa, Gui, kitlesel tasarımın etkilerini kesinlikle benden daha iyi anlıyor. Yani benim bu açıklamaya karşı bir şey söylemem mantıklı olmaz. Tabi ki grafik tasarım, bir bilgi aktarım aracı olarak önemli bir yerde. Ancak yine de büyük bir sosyal değişime yol açacak konumda olduğunu düşünmüyorum. Yani olabilir, ama hepimiz bu alanda büyük kararların nasıl alındığına dair hikayeler duyduk. O iş, nadiren grafik tasarımcıların masasında biter. Tasarımcılar her şeyi kötüye gitmekten kurtarabilir, ama bence, gerçekten bir fark yaratmak için daha çok uzun bir yol alınması gerek. Sanat başka bir hikaye, büyük miktarda paradan uzak her insiyatif gibi. Diğer yandan tipografi, dünyada gerçek değişim yaratmaktan en uzak alan. Çok önemli ve kullanışlı bir araç, ama kendisi dünya sahnesinde çok önemli bir oyuncu değil.
Sanat yolculuğunuzda sizi en çok hangi sanatçılar, web siteleri ve kitaplar etkiledi?
Çocukken bazı çizgi roman çizerleri ve Hollandalı M.C. Escher. Sonra Rembrandt, Caravaggio gibi ustalar... Avant Garde hareketten, Mondrian’ın ve Dada/Futurist yazı çeşitlemelerinin hayranıyım. Ayrıca temsil edilmeyen formların yapısalcı (konstrüktivist) teorilerine de meraklıyım. Sıklıkla resimleri resim olmayan şekillerde kullanırım. Form ve renk açısından, temsil ettikleri açısından değil... Üniversitedeyken Carson’ın çalışmaları hala tadını yakalayamadığım bir etki bıraktı. Aslında yaptığı işlerin %75’ini sevmiyorum. Ama geriye kalanlar kalbime dokunacak kadar gerçek, ki bu komik, benim aksime, David’in sloganı “Nasıl göründüğüne bakmayın, konuyla bağlantısının nasıl hissettirdiğine bakın” gibi bir şey... Yapısalcılığın tamamen karşıtı. Rudy Vanderlans’ın da bende çok etkisi oldu, sadece tasarım açısından değil, başka yönlerden de. Çünkü onun tasarımı, Emigre’nin varlığını çevreleyen havadan ayrılmaz, ayrıca çok da iyi bir yazar ve editördür. Emigre gibi işleri seviyorum, ana akıma veya piyasa beklentilerine çok karşılık vermeyen işler, sanat aşkıyla yapılan ve devam ettirilebilen şeyler... Yoksa onları ciddiye alamıyorum. Bir de Ed Fella var. Ustanın ta kendisi! Brezilyalı Eduardo Redife ve Alman THS de bende kıpırdanma yaratıyor. Son zamanlarda ise daha çağdaş referanslar bulmaya çalışıyorum, ki bu noktada “Living Dead” (“Yaşayan Ölü”) çalışmamdaki ortağım Renan Molin çok yardımcı oluyor, çünkü benden genç, illüstrasyon ve tasarımdaki akımlarla daha iç içe.
Sinemaya ilgi duyuyor musunuz? Görsel anlatım bakımından ne tür filmleri ve hangi yönetmenleri kendinize yakın buluyorsunuz?
Sinemayla herkes kadar ilgileniyorum. Tabii ki açılış sahneleri, fotoğraflar gibi şeylere diğerlerinden daha fazla dikkat ediyor olabilirim, ama bunun dışında klasik popüler filmleri seviyorum. Konu hakkında derin bir bilgim yok. Aslında olmalı, çünkü sinema çok zengin bir araç. Genelde ana akımla bağımsız özellikleri birleştiren filmler bana hitap ediyor. Buna iyi örnekler olarak; “Snatch”i (“Kapışma”), “Pulp Fiction”ı (“Ucuz Roman”), ya da Brezilya’dan “City of God”ı (“Tanrıkent”) sayabilirim.