Bak Dergisi'ni Facebook'tan da Takip Edin!
Facebook'ta Bak'ın hayranı olabilir veya Bak Dergisi grubuna katılabilirsiniz!

interviews

Ara:
Sayı Seç:
Bak | 10 Röportajları
Sizinle de röportaj yapmamızı ister misiniz? Bize ulaşın.

rastgele

rastgele
Bernd Preiml
Fotoğrafçı { www.myspace.com/berndpreiml }
Bernd Preiml

Avusturya'nın Viyana şehrinde yaşıyorsunuz. Wolfgang Amadeus Mozart'tan Ludwig Van Beethoven'a, Franz Schubert'ten Johan Strauss'a ve Johannes Brahms'a kadar dünyaca ünlü birçok klasik müzik bestecisinin doğup büyüdüğü güzel Viyana... Böylesine etkileyici bir altyapıyla beslenen bir görsel sanat icracısı olarak, klasik müzikten hoşlanıyor musunuz? Viyana'nın büyüsü, sanatsal yaratım sürecinizi etkiliyor mu?

Viyana bana, içinde geçmişe dair çok fazla şey olan dev bir açıkhava müzesini andırıyor. Bu besteciler ve bazı diğer sanatçılar daha çok turistik amaçlarla kullanılıyor. Tabii ki tiyatrosu başta olmak üzere birçok yönüyle üzerimde ciddi etkileri var, klasik müziği de çok severim. Hatta oldukça ilginç bir opera için görsel malzemeler de tasarladım. Ancak Viyana yine de sadece Avusturya'nın başkenti (ben, ülkenin batı bölgesinde, dağlık bir yerde doğdum) ve ben ülke tarafıyla daha çok bağlantılıyım (çok folklortadında ve farklı şekilde tiyatral).

Fotoğraflarınızda modellerinizin yüzlerinde oldukça ilginç ifadeler görüyoruz. Bazen, bir yandan acı çekiyorlarmış gibi görünürken bir yandan da bizi sebepsiz bir biçimde gülümsetiyorlar. Tarzınızı oluştururken herhangi bir film yönetmeninden veya empresyonist sanatçılardan ilham aldınız mı? Avrupa Sineması'nı takip eder misiniz?

Avrupa Sineması'na bayılırım! Sadece Fellini, Bergmann, Bunuel gibi isimlerin oluşturduğu zümreye değil, B ve C filmlerine de... 70 ve 80'lerin İtalyan sinemasına tam anlamıyla aşığım. Özel olarak onlardan etkilendim ve ilham aldım diyemem ama sıradan olmayan öykülerden hoşlanırım.

Bugüne kadar en çok hangi filmlerden etkilendiniz?

Çocukluğumdan beri daha çok korku filmlerini ve tuhaf filmleri izlerim. Genel olarak, bazı nedenlerle yasaklanıyor olmaları beni çok etkilerdi. Çocukken evimizin yakınındaki video kaset satan mağazaya gider ve o mükemmel kaset kapaklarına bakardım. En harika kapak resimleri, isimler, görüntü örnekleri o tür filmlere aitti. Üzerlerinde de bazı yazılar olurdu. "Bu filmi yalnız izlemeyin" veya "Hayatınızda yaşayacağınız en korkunç tecrübe" gibi... Konuyu okuyunca filmi gözümde canlandırırdım. (Çoğunlukla olduğundan daha güzel şekilde...) Bundan çok etkilenirdim. Bugün hala çılgınca film ve afiş koleksiyonu yapmaya devam ediyorum.

Geçmiş kişisel sergilerinizden birinde tahta malzemelerden set tasarlanıp galeriye yerleştirilmişti. Son derece özgün ve etkileyici bir sunum fikri.

O gösteri benim için gerçekten harikaydı. Tabii bütün set daha büyük olabilirdi ama yine de çok iyiydi. Tahta, kir gibi organik malzemeleri steril odalara yerleştirme fikri hoşuma gitmişti. Film seti gibi gerçekdışı, yapay bir dünyanın duygularını yaratıyorsunuz.

O mekanda sergilenen fotoğraflarınızın konusu neydi? Niçin tahta malzemeyi seçtiniz? İzleyiciye ne anlatmak istediniz? Sizce fotoğrafçının çalışmalarında belli bir fikir olmalı mı, yoksa çekilen fotoğrafların hikayeleri büyük ölçüde izleyicilere mi bırakılmalı?

O fotoğrafların hikayesi, anne babası tarafından eğitilmiş bir küçük kıza aitti. Ebeveyn, çocuğu bahçede bir sebze gibi yetiştiriyor. Buduyor, suluyor, bunun gibi şeyler... Anne babayla derin bir problemi vardı. Anne ve babayı aynı kişi, büyük aktör Erin Leder canlandırdı. Leder, "Das Boot", "Angst" ve "Underworld" gibi birbirinden önemli filmlerde rol almış bir oyuncu. Ayrıca bu karakterlerde Karl Valentin ve Wilhelm Busch'un dehasından etkilenildi.

Eski tahta, benim en sevdiğim malzemelerden biridir. Tek başına hikaye anlatabilir. Kirli ve organiktir, onunla ilginç şeyler inşa edilebilir. Ben çocukluk duygusunu yaratmaya çalıştım. İnsanlar Viyana'nın ortasında yer alan o galeriye geldiler ve bir anda kendilerini bambaşka bir yerdeymiş gibi hissettiler. Yerler topraktandı, düzgün adımlar atarak yürüyemiyordunuz bile. Sanıyorum herkesin kırsal yerlerle ilgili kayıp hatıraları, masalları vardır. O oda, bunların bazılarını geri getirdi sanki.

Kullandığım karelerin belli bir öyküsü yok. Yalnız varmış gibi davranan kareler bunlar. Bir izleyici kendi filmini kafasının içinde yaratır. Video kaset kapaklarıyla olduğu gibi. Belli bir rotada bazı ipuçları veriyorum. Ve evet, insanların, öykünün kendilerine özgü versiyonlarını yaratmalarını tercih ediyorum.

Işık ve renk kullanımınızda sihirli bir güzellik var. Bir rönesans tablosuna baktığımızı hissediyoruz sanki. Bu duyguyu nasıl veriyorsunuz? Daha çok ne tarz düzenleme teknikleri kullanıyorsunuz?

Tüm figürleri ve yüzleri kendi stüdyomda çekiyorum. Daha sonra diğer çektiğim görüntülerle birleştiriyorum. Daima bu süreci başlatan bir yüz, bir mekan veya ekip oluyor. Tamamen dijital çalışıyorum ve düzenlemeleri Photoshop'ta yapıyorum. Kullandığım ışık gayet yalın ve barok tarzı.

Ne tür rüyalar görürsünüz? Onlar da size ilham veriyor mu?

Rüyalarım çoğunlukla tuhaf ama gerçekçidir. Fikirlerimi etkilemezler. Disiplinli bir şekilde rüyalarımı yazmak gibi bir alışkanlığım yok ancak bazen deja vu yaşarım. Demek ki kafamın içinde bir yerde varlar.

Eski şeylere ilgi duyduğunuzu biliyoruz. Seçme şansınız olsaydı hangi zaman diliminde yaşamak isterdiniz?

Geçmişte yaşamak isteyeceğimi söyleyemem. Çünkü bütün bu zevk aldığım şeylerden o zaman zevk alamazdım. Daha ilginç olan ise orada gerçekten olmadan varolabilmek. Geçmişi her şeyiyle bilmek yerine onu düşlemeyi daha çok seviyorum. Bu benim için çok rasyonel olurdu.

Küçük kızınız Pippi'nin geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Pippi onun gerçek adı değil. Adı Milla. Pippi sadece zaman zaman kullandığımız bir takma isim. Bana göre her türlü gelecek ve geçmiş, aynı oranda iyi ve kötü şeye sahip. Korkunç bir geçmişe veya geleceğe inanmıyorum. Gelecekle ilgili çok da iyimser sayılmam ancak iyi ve kötü şeyler daima dengelidir. Neler olacağını görmeye can atıyorum. Bakacağız.

Bak Dergisi'nin 10. sayısında konumuz "Neden". Bu sözcüğü duyduğunuzda aklınıza ilk olarak ne geliyor?

Bence her "Neden"in cevabını içimizde, derinlerde taşıyoruz. Herkesin içinde kötü bir diktatörden ve bir azizden zerreler vardır. "Neden" sorusu, kabul etmek istemediğimiz kesin şeylerdir. "Neden"imizin nedeni budur.

"Geçmişte yaşamak isteyeceğimi söyleyemem. Çünkü bütün bu zevk aldığım şeylerden o zaman zevk alamazdım. Daha ilginç olan ise orada gerçekten olmadan varolabilmek. Geçmişi her şeyiyle bilmek yerine onu düşlemeyi daha çok seviyorum."

- Bernd Preiml / Bak 10
  • * maks. 200 karakter
  • Gönder